Çöldeki İlk Tohum

Yaşlı kadın etrafında oturan torunlarına baktı; kırmızı bir oyuncak için kavga eden ikizler, daha da küçük olan emziğini emen sarışın kız, bebeğin hayatı anlamaya yeni başlayan abisi, okulda sorunları olan kız, kızın şarkı mırıldanarak camdan dışarıya dalmış ablası, en sessiz torun olan siyah saçlı oğlan. Yedi torunu vardı, hepsini birbirinden çok seviyordu. Torunlarına bırakmak istediği miras; arazi yada ev değildi. Bankada çok parası da yoktu. Torunlarına bir hikaye miras bırakmak istiyordu.
“Beni dinlerseniz, size umudun öyküsünü anlatmak istiyorum. Çölde umudu yetiştiren adamın öyküsü bu.”

Tek tek torunlarının gözlerine baktı. Sessiz olmalarını rica eder bir hali vardı. Şarkı mırıldanan kızla göz göze geldiğinde torunun gözlerinin ıslak olduğunu fark etti. Bu kız gerçekten zor günler geçiriyor olmalıydı.

Hafif bir öksürüşle boğazını temizleyip öyküsünü anlatmaya başladı:
“Bir zamanlar kuru, susuz ve çorak bir çöl varmış. O çölden geçen kervanlar çoğu zaman yolu tamamlayamazlarmış. Çöl sanki umudu da rüzgarla sürükleyip götürürmüş. Kahramanımız genç adam da bu çöle avucunda sıkıca tuttuğu bir tohumla gelmiş. Bu tohumu çöle ekmek, umutsuz yolculara umut vermek istiyormuş. Çünkü yolun hiç bitmeyeceğini hissine kapılan bir yolcu , bir çiçek gördüğünde tekrar umudu bulabilirmiş.

Genç adam, tohumu emanet edeceği yeri seçmiş, sonra da özenle üstünü örtmüş. Belindeki matarasına uzanmış. Tohumu sulamaya çalıştığında ise matarada tek damla su kalmadığını görmüş. Halbuki yanına su aldığından eminmiş . Mataraya daha dikkatli baktığında altındaki çatlağı fark etmiş. Yanına aldığı tüm suyun, yürüyerek geçirdiği saatlerde çölün kumlarına düştüğünü anlamış.

Çaresizlik hissetmeye başlamış. Ama bunu fark ettiğinde tutmuş kendini. Umudu yeşertmeye geldiyse, çaresizlikten kaçmalıymış. Yorgunluğuna aldırmadan çölü adımlamaya başlamış.

Küçük bir kuyu yada minik bir dere arıyormuş. Sadece bir damla su bile yetermiş. Saatlerce çölde dolanıp durmuş, yön duygusunu yitirmiş. Sıcak kumların arasında kaybolmuş. Hatırlayabildiği tek yer, tohumu bıraktığı yermiş.”

Yaşlı kadın çayından küçük bir yudum aldı. Yaşı artık uzun konuşmaları kaldırmıyordu. Verdiği küçük molada tekrar torunlarına baktı. İçinde sevgi uyandı. Gözleri ıslak olan kızın düşüncelere daldığını fark etti, içi sızladı. Kumral saçlı bu kız, onun gençliğine benziyordu. Renkli fotoğrafları olsaydı aradaki fark ayırt edilemezdi.

“Babaanne anlatmaya devam et” Siyah saçlı oğlandı bu. Yaşlı kadın yüzünde hafif bir gülümsemeyle öyküsüne devam etti.

“Genç adam tepelerden geçmiş, sıcağı damarlarında hissetmiş. Ama su aramaktan vazgeçmemiş. Her adımını suya yaklaştığını hayal ederek atmış. Attığı sayısız adımdan sonra çok hafif bir su sesi duymuş. Arkasını döndüğünde uzakta nehir görmüş. Etrafında yeşillikler olan, gerçek bir nehir! Koşmaya başlamış, yüzünde gittikçe büyüyen bir gülümseme belirmiş. Ama bir terslik varmış, genç adam koştukça nehir de ondan uzaklaşıyormuş. Daha hızlı koşarsa yakalayabileceğine inanmış, daha da hızlı koşmaya başlamış. Sıcaktan yorulmuş bedeli daha fazla dayanamamış, adımları yavaşlamış. Durup etrafa baktığında nehir olmadığını, serap gördüğünü anlamış. Takati kesilmiş.

Çölde tohumu için su arayan genç adam kalan son gücüyle tohumun yanına dönmüş. Tohumu bıraktığı yere geldiğinde kumların üstüne yıkılmış.

Umudunu kaybetmekten çok korkuyormuş ama yorgunluğu, korkusunu yenmiş. Umudunun kaybolduğunu hissetmiş. Suyun matarasından akıp çölde buhar olması gibi sanki umudu da buharlaşıyormuş.

Umutsuzluk bulut olmuş, gözlerine inmiş. Umutla parlayan gözleri donuklaşmış. Tohumu için su bulamayacağını, hedefine ulaşamayacağını sanmış. Gözüne inen bulutlar hareketlenmiş. Bulutlar gözüne bir damla bırakmış, bir damla gözyaşı yanağını okşayarak aşağıya inmiş. Havada süzülmeye başlayan gözyaşı yavaşça tohumun üstüne düşmüş.

Damla, tohuma ulaşmak için önce sıcak kum taneleri arasından geçmiş. Tohumla buluştuklarında ise tohum daha önce görülmemiş bir hızla büyümeye başlamış. Bu esnada bulutlar genç adamın gözlerine yeni damlalar bırakıyormuş. Tohumla buluşan her damla, büyümesini hızlandırmış. Kumların üzerinde önce küçük bir filiz belirmiş , sonra yavaşça büyümüş . Her damla, büyümesini hızlandırmış.

Genç adam çaresizliğin kapattığı gözlerini açtığında, hızla büyüyen çiçeği görmüş. Gözlerine inanamamış. Çaresizliğinin yok olduğunu, umudunun geri geldiğini hissetmiş.

Bulutların bıraktığı gözyaşlarının yerini, mutluluk gözyaşları almış. Her damla filizi biraz daha büyütmüş. Hızla büyüyen filiz ilk tomurcuğunu vermiş, tomurcuk çiçek olmuş, çiçek yeni tohumlar vermiş. Yeni tohumlar da hızla büyümeye başlamış.

Mutluluktan ağlayan genç adama, gökyüzü de eşlik etmeye başlamış.

Tohumlar yeni tohumlar vermiş, kısa zamanda büyük bir bahçe oluşmuş. O çölden geçenler umutlarını kaybederek değil, yeni umutlar kazanarak çıkmaya başlamış. Çöl artık
çöl değilmiş, yemyeşil bir bahçeye dönüşmüş. Genç adam oralara tekrar uğramış mıdır bilinmez ama umutsuz yolculara umut olmayı başarmış.”

Yaşlı kadın hikayesini bitirince gözlerini torunlarında gezdirdi. Görünüşe göre, torunları onu
sıkılmadan dinlemişti. Onlara ev, arsa yada bankada para yerine bu hikayeyi bırakabildiği için sevindi.
Mutfaktan ikizlerin annesinin sesi geldi, “Yemek hazır, hadi mutfağa gelin”.

Torunlarının odadan koşarak çıkmasını bekledi. Kendisine benzeyen kızın da çıkmasını bekledi ama hiç
kıpırdamadan duruyordu. Gözleri biraz daha kuruydu. Hafif titreyen sesiyle babaannesine seslendi
“Bu hikayeyi gerçek mi, çöller de gerçekten çiçekler büyüyebilir mi, yağmur insanlara böyle yardıma
gelir mi?”

Yaşlı kadın cevap olarak gözlerini camdan görünen yeşilliğe çevirdi. Torunu da camdan dışarıya
baktığında anladı, ikisinin yüzünde de hafif bir tebessüm belirdi.

Yorum bırakın