Bre Hasan!

Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor. Başına geleceklerden habersiz. Ben tepesindeyim suyun. Köprüden aşağı bakıyorum. Kemerlerin … Okumaya devam et Bre Hasan!

Plakların İçindeki Renkler

Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine mi başladın küçük?” dedi hafif alaycı bir sesle. Kız başını … Okumaya devam et Plakların İçindeki Renkler

Mavi Duvar

İnsanlar denizleri kışın tanıyamıyor, biliyorum. Yaz mevsimi ikindi vakti kumsalı dolduran cıvıl cıvıl sesler yok. Sıcaklık yok. Susamışlık yok damaklarda. Yalnızlık var. Endişe var ve belirsizlik… Fırtınası var denizin. Her dalgayla yediğin bir tokat var yüzüne doğru. Martılar var insanlar yerine. Belki bir iki balıkçı var. Ses yok, gürültü var. Sessiz evin içinde gereğinden sert çarpan bir kalbin gürültüsü. Yankılarla derin bir kuyuya yuvarlanan düşüncelerin … Okumaya devam et Mavi Duvar

Kestaneli Pasta

Soğuktan dolayı, Efsun’un ağzından çıkan duman havaya karıştı. İstanbul sokaklarında dolaşıp duruyor, pastaneyi arıyordu. Sokaklar tabii ki tıklım tıklımdı, etraf insandan geçilmiyordu. Arabaların ve insanların gürültüsü dinmiyor, sokaklar daha da kalabalıklaşıyor, etrafta koşuşturan çoğu insan bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Birkaç saat sonra hem yeni yıla hem de yeni yaşına girecekti Efsun. Sokaklar bu yüzden kalabalıktı: birkaç saat sonra yeni yıla girecekleri için herkes son hazırlıklarını … Okumaya devam et Kestaneli Pasta

Yas Üflenmiş Güller

“Kral gibi yaşamak benim için kral olmaktan daha iyi.” (Kral Oidipus) ‘Bir kralın ölüşü sonsuzlukla lanetlenmiş bir yasın doğuşudur.’ Bunu öğrendiğimde henüz yirmili yaşlarımdaydım. Küçük bir demircide çalışıyor, bütün gün karanlığın iz sürdüğü dehlizlerde kızgın demirleri dövüyordum. Ellerim daha nasır tutmamış, sırtım bir dağın tepesi gibi kıvrılmamıştı. Kanım deli akardı ve ben üzerime yüklenen yorgunluğun arasında bile yerimde duramazdım.  Sokaklardan eksik olmayan çocuk kahkahalarını dün … Okumaya devam et Yas Üflenmiş Güller

İkimiz Kaldık

Ellerimin titrediğini hissediyorum. Odam buz gibi. Parmak uçlarım bu odada neye dokunsa soğuktan uyuşmaya başlıyor. Aylar önce siyah astar attığım tuval beni izliyor, “Benden başka kimse yok, biliyorsun değil mi?” diyor. Burada başka kimse yok. Dışarıda da yok. İşin aslı, dünyada benden, bu tuvalden ve içimde büyüyen o alevden başka bir şey var mı emin değilim. Varlıktan uzaklaşıyorum. Aklımda son kurduğum cümleler, son konuştuklarımız yankılanıyor. … Okumaya devam et İkimiz Kaldık

İcat

“Bitti!” diye bağırdı elindeki objeyi kaldırıp. Üzerinde aylardır çalıştığı ve sonunda bitirdiği, daha önce ne duyulmuş ne görülmüş bir icattı. Bundan kimseye bahsetmek istemiyordu çünkü illegal olması muhtemeldi. Buluşuna isim koyma işini sonraya bırakabilirdi.  Bu icat yaklaşık bir telsiz büyüklüğündeydi, tepesinde iki anteni, bir kulaklık girişi ve eski bir ekranı vardı. Hurdacılardan topladığı eşyalarla ancak bu kadar olmuştu, ama o bununla bile gurur duyuyordu. Uzun … Okumaya devam et İcat

İşleneceğini Herkesin Bildiği Cinayet

Koskoca 27 yıl; Modern zamanda, yoksul şartlarla yarım bir ömür eder. Tam 27 yıl sonra dönmüştüm o ellerinin kanı bir 27 yıl daha yıkansa geçmez kasabaya. Göğü kararmış, suları suçlulukla akan, sokaklarında sorumsuzluk kol gezen kasaba – kasabam. Olayın üstünden onca zaman geçmişti ama ben o geceyi ve gününü dün gibi hatırlıyordum. Bu sokaklar istediği kadar yıkansın, süprüntüsünde kasvet, ağaçları köklense toprağında hüzün, asırlar geçse … Okumaya devam et İşleneceğini Herkesin Bildiği Cinayet

Ş & TT

Güneşten nefret ettiğimi daha önce hiç söylemiş miydim? Ya da sürekli olarak dışarı çıkmak istesem bile bunun sebebinin esen rüzgar olduğunu… Bir öğle vakti, her zaman olduğu gibi yine dışarıdaydım. Güneşin tüm ışınları sanki beni saklandığım yerden çıkarmak istiyor gibiydi. Bense uzanmış olduğum çimenlerin arasında sessizlik içinde sefa sürüyordum. Gece uyumuş olsam da kapanmak için ısrarcı olan gözlerime karşı koymak bir süreden sonra çok zordu.  … Okumaya devam et Ş & TT

Sessiz sedasız

Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yanlızlıktan yiyen kemiren yaralar. İlacı olmayan yaralar – yada çoğu zaman bizim olmadığını sandığımız. Hiç çok yüksek bi ağaçtan düştünüz mü? Dizleriniz, elleriniz yara bere içinde kaldı mı? Acısı hatırınızda mı peki hala? Değildir herhalde – geçmiştir çünkü hem yara hem zaman geçmiştir. Bu biraz basit bir örnek oldu. Peki hiç bütün bir hayatınızı geçirdiğiniz şehire … Okumaya devam et Sessiz sedasız