Gölgeye Mektuplar – 2

Yazdığım mektubu aldığını biliyorum artık. Günlerce senden bir işaret, bir yanıt bekledim. Hava hep yağmurlu ve kapalıydı. Belki de gölgeler yağmurlu havaları sevmiyordur. Seninle karşılaştığımız caddeden her geçişte seni bekledim. Şemsiyemi açıp yürürken arkamdan seni hissetmeyi bekledim.

Ve bugün cevabını aldım. Mektubumu rüzgara emanet etmiştim, sanırım sen de cevabını rüzgarla gönderdin. Güneş hala ortalıkta yok, sende yoktun. Ama cevabın geldi bugün. Eğer bugün de cevabını alamasaydım o caddeden son geçişim olurdu. Sen yokken o kadar büyük bir eziyet ki. İnsanlar var orda, olması gerektiğinden çok daha fazlalar. “Kalabalık” orası. Ve ben kalabalık yerleri sevmem. Bugün seni beklediğim son gündü. İyi ki gönderdin cevabını. 

Gözlerimi yerden kaldırmadan yürüyordum ki kulağıma hoş bir ezgi geldi. En sevdiğim şarkı. Ayakkabıcının önünde duran sokak müzisyeni kız çalmaya başlamış olmalı.

Ve ben tüm insanların arasında durup o sesi dinledim. Kısalan ardından uzayan notaları dinledim. Farkında olmadan mırıldanmaya başladım hatta. Ben öylece dikilmiş dururken omzuma onlarca omuz sürtündü. Normalde koşar adım geçtiğim o caddede şarkının sonuna kadar bekledim.  

Biliyor musun, o şarkıyı gerçekten çok seviyorum. Ama çok bilinen bir şarkı değildi, ben bilinen şeyleri sevmem zaten. Bence müzisyenin kulağına eğilip şarkının adını fısıldamış olmalısın. Yada kim bilir belki rüzgara fısıldaması için rica etmişsindir. Ama o şarkıyı ne kadar sevdiğimi senden başkası biliyor olamaz. 

Sahi senin en sevdiğin şarkı ne? Sen o müzisyen kızı tanıyor musun?  Bu kadar hoş bir şarkı çaldığı için hoşlandım ondan. Ben insanlardan kolay kolay hoşlanmam, bu kızdansa gerçekten hoşlandım. Belki de yarın karşı kaldırımda durup onu dinlemeliyim. Hatta seninle orada buluşabiliriz. 

Ben yarın seni karşı kaldırımda bekleyeceğim, kim bilir belki kız yine aynı şarkıyı çalar. 

Tekrar gelirsen belki bu sefer arkamı dönebilecek, yüzüne bakabilecek cesareti bulurum. O zaman sende gölge olmaktan kurtulursun. Müzisyen kız şarkısını çalarken yanımda durursun ve beraber eşlik ederiz şarkıya. Eğer yaparsak hayatımın en unutulmaz anı olur. İster misin, beraber şarkı söyleyelim mi? 

Ve sanırım bisikletimin anahtarını kaybettiğime daha çok sevinmeye başladım. Eğer seni görmeseydim, müzisyen kızı dinlemeseydim hala yalnız olurdum. Evimin soğuk odalarında dolanıp kendimle arkadaşlık ederdim. 

Bu sabah bisikletimin kilitli kaldığı parka uğradım, orada tek başına duruyordu. Hani gökdelenlerin arasında kalan küçük park var ya, işte orada duruyor bisikletim. İş yerime iki dakika uzaklıkta. Üstüne el ilanları yapışmış sokak lambalarından birine kilitlemiştim. Hani camında kırmızı sprey boya izi olan. Eğer yolun o parka düşerse gidip bakabilirsin. Direkleri beyaz, sepetinde hasır ipler olan bisiklet benimki. 

Hatta yarın sepetine bir demet çiçek bırakacağım. Gelip alman için bir demek ortanca çiçeği bırakacağım. Ortanca çiçekleri içtenliğin sembolüdür çünkü. Sana en içten duygularımla teşekkür etmek istiyorum. Hem ortancaların başka bir anlamı daha var, “beni anlamanı istiyorum” demek. Beni anladığın için en içten duygularımla teşekkür ediyorum sana sevgili dostum.

Evet, çiçeklerin anlamlarını öğrenmek hoşuma gidiyor. Veronika çiçeğini bilir misin? Sadakat anlamına gelir. Bir keresinde sevgilisine veronika buketi veren bir oğlan görmüştüm. Kız anlamış mıdır bilmem ama oğlan sevgilisinden sadakat bekliyordu. Kız anladıysa bile pek umursamadı sanırım, ertesi hafta başka bir oğlanla gördüm onu.

İnsanlar genelde garipler. Ve ben bu garipliği sevmiyorum, korkutuyor beni. İyi ki sen garip değilsin, hatta sanırım insan bile değilsin. 

Mektubu tekrar rüzgara vereceğim ve yarın sabah bisikletimin sepetine gelip alman için ortancalar bırakacağım. Sonra müzisyen kızın karşı kaldırımında durup seni bekleyeceğim. 

Kendine iyi bak dostum.

Yorum bırakın