Odell

Şarkı söylemek istemişti Odell sadece. Sesini birilerine duyurmak istemişti. Bu hayatta yapabildiğine inandığı tek güzel şey ile övünmek, saygı duyulmak istemişti. Ama işler her zaman olduğu gibi ters gitmişti.

Daha çok küçük bir çocukken kabullenmişti ailesinin gözdesi yerine kuklası olduğunu. Ardından gelen kardeşlerine örnek olmak için olgun davranmaya çalışarak mahvetmişti çocukluğunu. Geriye dönüp hoşçakal bile diyememişti ve bundan da sorumlu tutulmuştu.

Ağlamak isteyip ağlayamamıştı Odell. Zayıflık derler diye korkmuştu hep. Güçlü olmak için o kadar çabalamışken ağlayarak her şeyi mahvedemezdi değil mi?

Ne kadar da masum bir çocuktu oysaki.

Yıllar geçmiş ve Odell kendisini iyi olduğuna, mutlu ve güçlü olduğuna inandırmıştı. Çünkü etrafındakileri inandırmak için ilk önce insanın kendinin inanması gerekirdi. Herkesi kandırmak için en büyük hataya düşmüş ve benliğini kandırabileceğini zannetmişti. Ne kadar da yazık etmişti kendisine. Oysaki nereden bilebilecekti ki gelecekte hissedeceklerini.

Ansızın farklı bir dünyaya uyanmak gibiydi Odell’ın yaşadıkları. Bilmediği bir çevrede ayakta kalabilmek için kendisine en uygun rolü seçiyordu. Başarsa bile o, o dünyaya ait değildi.

Birgün ansızın bir ürperti hissetti Odell vücudunda. Açık olan pencereden giren temiz hava onun üşümesine sebep olacak kadar soğuktu. İşte o an bir şeylerin farkına vardı Odell. Hayatının devam etmesi için olumsuz şeyleri bir kenara atmayacaktı. Onları görmezden gelerek kendisine en güzel rolü giydirmeyecekti. Güçlü olmak için bile olsa kendisini kandırmayacaktı. Hayattan zevk almak için önceliği başkaları olan birisi yerine doğrularının peşinden koşan birisi olacaktı. Ve bu yıllar sonrasında fark edilmiş olsa da çocukluğunu dahi kurtaracak yegane karardı.

Yorum bırakın