Aynı Duygular

Ruhumuzun bir bedene büründüğünde varlık hali. Veya canlılar aleminin en gelişmiş biyosu. Düşünme yetisine sahip olan ve istediğini yapabilecek güçte kişiler. Ya da duygularının onu yönetmesine boyun eğmiş zavallı nitelikler.

Acı, sevinç, nefret ve daha fazlasına sahip değil miydik? Yoksa onlar mı bize sahiplerdi? Biz mi onlara hükmediyorduk onlar mı bize?

Beyninizin içindeki sahnelerdeki ana karakter siz miydiniz yoksa o anılarınızı yaşamamıza neden olan duygularınız mı?

Karşınızdaki üzülmesin diye kalbinizin ezilip acıma duygusunu ortaya çıkardığı zamanlarda olduğu gibi ezilmez miydik duygularımızın yoğunluğuna? Acımasız  birine dönüşmemek için mantığımıza sığınmazken kalbimizi dinlemek bizi herkes tarafından sevilecek birisine mi çeviriyordu?  Oysa her iki duygu da aynı olaya bağlı yaşanmıyor muydu? 

Peki ya tam tersi neden hiç düşünülmüyordu? 

Kaçıp durduğumuz onca duygularımız aslında sahip olduklarımız değil miydi? 

Ne kadar kaçarsak kaçalım içinizde yaşamıyorlar mıydı? En basitinden parmağınız kesildiğinde yaşadığınız acıyla birisini kaybettiğinizdeki acı aynı değil miydi? Birisi daha şiddetliyken zararlı, diğeri bir kesik olduğu için değersiz mi oluyordu?

Aslında bu ikisi de aynı yemek değil miydi; birisi fazla tuzlu iken diğeri bir tık daha azdı.

Yorum bırakın