“Alo, bu sefer bulduk diyorum Albert sana! Manavın arkasında var ya dört katlı bir bina, oraya boyacı arıyorlarmış. Ben de gittim konuştum kapıcıyla, iki kişiyiz dedim anlaştım, tecrübemiz var dedim, iyi demiş miyim?”
“Ne bileyim abi iyi demiş misin, hem nerden belli bu sefer defineyi tutturduğumuz? Nerden duydun? Geçen sefer de boşuna uğraştık.”
“Bu sefer ordan burdan değil binada oturanların ağzından duydum. Çok şüpheli davranıyorlar bir görsen! O mahallenin altında neler gizli ikimiz de biliyoruz zaten. Sen gel bu cuma başlıyoruz, itiraz istemiyorum.”
“Nasıl itiraz edeyim? Adama iki kişiyiz geliyoruz demişsin zaten.”
“Hadi hadi görüşürüz cuma sabahı.”
“Görüşürüz bakalım.”
Albert telefonu kapattı. Tutturmuştu bir yol gidiyordu. Çok kez define avında başarısız da olsalar her seferinde içlerinde onlara zevk veren bir umut doğuyordu. Cuma günü erkenden manavın arkasındaki binada buldular kendilerini. Kapıcı dairesinden kovasından eldivenine boya malzemeleri çıkardı,
“Aslında başkasıyla anlaşmıştık biz.” dedi kapıcı. “Hatta iskeleyi bile kurdular ama son dakika iptal ettiler işi. Geldiğiniz iyi oldu, iskele hazır hemen başlayabilirsiniz.”
İkisi de yangın merdiveninden iskelenin en üst katına çıktılar. “Tecrübe olmaz mı, tecrübe var tabii. Define bulmak için o kadar şekle girdik ki gerçek boyacılara bin basarız.” diye mırıldandı Albert. “Sızlanma, bu işin iyi yanı ne biliyor musun? Tüm daireler dolu, yani iş yaparken içerde ne konuşuluyor hepsini duyabiliriz. Şimdi bilgi toplarız, gece de arar buluruz defineyi.”
Malzemeleri hazırlayıp işe koyuldular. Duvarının sol tarafını Albert üstlendi. İkiye ayrıldıkları için daha çok bilgi toplayabileceklerdi. İşe başladıktan yaklaşık yarım saat geçmişti ki ortağı Albert’e heyecanla el kol işareti yaptı. Adam bir taraftan bir şey anlatmak istediğini belirtiyor, diğer taraftan sessiz olması gerektiğini söylüyordu. Albert dikkatli adımlarla adamın yanına gitti,
“Dinle bak ne hakkında konuşuyorlar!”
“Kızım kaldır şu gereksiz eşyaları etrafı toplayacağız.”
“Yine gün için teyzeler mi gelecek? İyi de zaten benim odama girmiyorlar ki.”
“Odana girmeleri mi lazım? Hem girmeleri gerekse de ortalığı bu halde görseler n’olur? Dolaba kaldır şu eşyaları kimse görmesin.”
“Duydun mu?”
“Neyi?”
“Kimse görmesin dedi. Bir şey sakladıkları ortada.”
Albert ikna olmamış bir bakış attı ve işinin başına döndü. Bir süre sonra ortağı yanına geldi,
“Az önce ne konuştular biliyor musun? Mutfakta boş bir tabak vardı ve kadın kızına tabağı kekle doldurup alt komşuya götürmesi gerektiğini söyledi. Tabak alt komşuya aitmiş. Sakın altlı üstlü iş birliği yapıyor olmasınlar?”
“Bunu öğrenmek için alt katın duvarını boyarken içeriyi dinlemeliyiz.” Dördüncü kattaki işlerini hızla bitirip bir alt kata indiler. Daha onlar duvarları paylaşmadan dairede yaşayanların sesini duymaya başladılar,
“Ah bu kileri bodrum kata yapan müteahhidi bulursam! Oğlum aşağı inerken şu çöpü de götür, valla halim kalmadı.”
“Tamam, kilerden yukarı çıkacak bir şey var mı?”
“Yok, aman ha kilerde attığın adıma dikkat et, bir servet var orda halanla tüm yıl uğraştık. Başına bir şey gelirse veya dökülürse bozuşuruz.”
“Çok açık ve net bir şekilde servet dedi.”
“Duydum. Hem de bodrum gibi dikkat çekmeyecek bir yerde.” Yeniden hızla boyaya başladılar. Amaçları bir an önce işlerini bitirip bodrumu detaylı bir şekilde aramaktı. Bir sonraki katta içerden daha da acele etmelerini sağlayacak bir konuşma sesi geldi,
“Ne için hazırlanıyorsun, bir işin mi var?”
“E altın günü var ya bugün!”
İki defineci birbirine baktı. İkisi de bu binanın fertlerinin defineyi saklarken çok dikkatsiz davrandıklarını düşünüyordu. İşin başını özellikle kadınlar çekiyordu. Resmen bir örgüt haline gelmiş, sürekli birbirleriyle haberleşerek bir işler çeviriyorlardı.
Neredeyse akşam olmuştu. Adamlar en alt katı boyamayı bitirmek üzereydi. Sokak lambaları açılmıştı. En alt katın penceresi kapanmadan saniyeler önce çok şüpheli bir cümle duydular,
“Perdeleri çek, millet bizi izliyor.”
