Sürgündeki Günler

Yeni keşfettiğimiz bir şarkıdan sıkılmamız  için onu kaç defa dinlememiz gerekirdi? 5 ?10 ? Yoksa başka yeni bir şarkı keşfederek bu şarkının eski olmasını sağladığımızda mı?

Yeni eski, eski yeni… Aslında hepsi zamanına göre terazinin aynı tarafında ağırlık göstermiyorlar mıydı?

“Yatma vaktimiz geldi efendim, ışıklar birazdan söndürülecek.”

Kapımda durup içeriye girmeye cesaret edememiş uşağım hızlı adımlarla kaybolurken parmaklarım arasında tuttuğum kalemimi masama bıraktım. Kağıdın üzerindeki mürekkep hızla kururken yeni yazmış olduğum bestenin son kontrolünü yapıyordum. 

Yıllarım bu ıssız odada geçmişken kendimi tek adayabildiğim şey yazdığım bestelerim olmuştu. Her gece farklı ilhamlarla tanışıyorken sabahına onları elle tutulur bir şekilde kağıda döküyorum. Bu benim burada kalmama yardımcı olan tek şeydi. 

“Efendim bu son uyarım olacak, lütfen yatağınıza dönün!”

Uşağımın yanındaki güvenlikle görevli asker yatağımın yanına geçerken yavaşça ayaklandım. El bileklerimdeki kelepçeler aşağı doğru ağırlık yapıyor olsalar da buna alışmıştım. Yatağıma oturup bileklerimi askeri uzaklığında ilk olarak sol kolumdaki kelepçeyi açmış ve yatağımın kenarındaki tutunacaklara bağlamıştı. Aynı işlemi diğer bileğime ve ayaklarım içinde yaparken uşağım dikkatimi çekmek için boğazını temizledi. 

“Efendim babanızdan bir mektup geldi izninizle ona okumak istiyorum.”

Son kontrolleri yapan askeri görmezden gelirken uşağımı başımla onayladım. 

“Onurumuzu Ayakları Altına Alan Prens Eric Marschald’a,
İkiz kardeşin Prenses Elenior ile beraber işediğiniz suçtan ötürü müebbet olarak almış olduğunuz cezanın iki yıl beş ayını doldurmuş bulunmaktasınız. 

Kraliyet hanedanı ve halkı sizi lanetlemektedir. Ölümünüz bizlere mutluluk getirmesi umuduyla,

 Kral Zack Marschald.” 


Yeni şarkınızdan başka bir şarkı keşfettiğinizde kurtulursunuz demiştim ya hani işte ben onu sadece bu mektupta gerçekleştiremiyordum. Her ay bana ve kardeşime “güya babamız tarafından” gelen aynı mektuba katlanamayan bana da  alışmak zorundaydım. Dişlerimi sıkarak gözlerimi kapattım. Bu mektuplara tepki göstermeyi yedinci ayından itibaren bırakmıştım ama her zamanki gibi içimdeki “Acaba?” sorusunu susturamamak canımı sıkıyordu. 

“Çıkabilirsiniz!”

 Kapanan kapı ile beraber düşüneceklerimle yalnız kalırken kardeşimle iletişime geçmeye çalıştım. Her gece ilhamlar gelmeden önce boşa giden iki saati güçlerimi tekrar kullanmaya çalışmakla geçirsem de bu oda buna engel oluyordu. 

Koridorun kapanan ışığıyla beraber gözlerimi de kapatırken bu odaya ilk girdiğim anda ettiğim yeminimi tekrarladım. 

“Er ya da geç buradan çıkacağım. 

Er ya da geç güçlerime tekrar kavuşacağım. 

Er ya da kardeşimi buradan kurtaracağım.”

Geceye dair son sözlerim bunlar olurken kafamda dönüp duran çarklar sonunda çalışmaya başlamışlardı.

Yorum bırakın