Gün Batarken

Bugün de gün batıyor, günün birini sevmek için en güzel zaman dilimi gün batımı bence. Hafif esen bir rüzgar, insanların içini yumuşatan bir serinlik ve biz kuşların hayatın güzelliklerine övgüler dizdiğimiz akşam sohbetleri. İnsanların bizim ne dediğimizi anlayamamaları onlar için çok büyük bir kayıp. Çoğu kafasını kaldırıp bulutlara bile bakmıyor, bizse bulutların altından ve üstünden uçuyoruz, bulutların ne kadar harika olduklarını en iyi biz biliriz. Ama insanlar bizi anlamıyorlar. Bazı insanlar bulutlara bakıyor, hatta sevdiklerine de ne kadar güzel olduklarını gösteriyorlar; bu sayıları az olsa da değerleri paha biçilemez olan insanları hep sevmişimdir.

Her akşam bu saatlerde, hep aynı ağacın üstünde oturup insanları izlerim. Burası geniş bir yeşillik alan ve çimlerin arasında her zaman insanların birbirlerine verdikleri çiçekler oluyor. Genelde genç kızlar ve oğlanlar geliyor. Oğlan kıza bir buket çiçek uzatıyor, kız da hafif bir gülümsemeyle kabul ediyor. Aynı sahneyi defalarca izledim. Bazen kızın oğlana çiçek verdiği de oluyor tabii. İnsanların birbirini sevmesinin ne demek olduğunu akşamları çiftleri izleye izleye öğrendim.

Ama bu akşamki misafirlerim daha farklılar. Bir kızla oğlan değil de iki kız kardeş geldi. Önce çimenlerin üzerine uzanıp bulutları izlediler. İşte, dedim, bunlar da benim en çok izlemeyi sevdiğim insanlardan. Bulutları şekillere benzettiler, sohbet ettiler, güldüler ve çok güzel vakit geçirdiler. Kardeş sevgisinin izlemeye alışık olduğum çiftlerin sevgisinden çok daha derin olduğunu düşündüm.

Uzun uzun bulutlara baktıktan sonra boyu kısa ama yaşı büyük olan kız hafifçe doğruldu, etrafa bakındı. Çimenlerin arasındaki çiçekleri fark ettiğini anladım. Hala çimlerde uzanan küçük kardeşine baktı, bir şey söylemedi ama ben ne demek istediğini anladım, kardeşini çok seviyor. İnsanların birbirini sevdiğinde nasıl baktıklarını biliyorum ve ablası kardeşini gerçekten çok seviyor.

Büyük kız, kardeşine onu beklemesini söyleyip uzaklaştı. Çimlerin arasından özenle en güzel çiçekleri seçti teker teker. Yüzü gülüyordu, mutluydu. Her çiçekle elindeki buket biraz daha büyüdü. O çiçek toplarken küçük kızın yüzüne de güneşin en yumuşak ışıkları düşüyordu. Ablasını beklerken çok huzurlu görünüyordu, bulutlar da ona eşlik etmek istercesine en güzel şekillere giriyorlardı.

Büyük kız elinde buketle kardeşine yaklaştı, kardeşi de doğrulup dizlerinin üstüne çömeldi. Ablası ona çiçekleri uzattı, sevdiği birine hediye veren insanların mutluluğu vardı üstünde. Küçük kız ellerini ablasının ellerinin üstünde birleştirdi. O da çok mutluydu. Beraberlerdi ve mutlulardı. Demiştim ya, günün birini sevmek için en güzel vakti gün batımı diye. Daha önce hiçbir gün bu kadar güzel batmamıştı.

Ablası kardeşine birkaç cümle söyledi, duygulanmamaya çalışarak : “İyi ki doğdun, doğum günün kutlu olsun kardeşim. Dünyanın en güzel çiçeklerinden bir buket yapmak isterdim sana.” Küçük kız çok güzel gülümsedi, böyle güzel gülebilen insanlar var mıydı hala…

Sonra sarıldılar, dünyanın geri kalanından kaçmak ister gibi sarıldılar. Kolları ayrıldıktan sonra evlerine doğru yürümeye başladılar. Onlar el ele yürürken ben de arkalarından izledim. Hafif bir rüzgar esti, kıyafetlerini havalandırdı. Gülüp yine el ele koşmaya başladılar.

Güneşin son ışıkları kanatlarıma vururken küçük kıza seslendim : “Nice mutlu ve bol bol güldüğün yıllara.”

Ama insanlar kuşların ne dediğini anlamazlar.

Yorum bırakın