Unutmayı Hatırlamak

Tamı tamına 43 yıl 3 ay ve 14 gün yaşamıştı ve hayatının ilk 2 yıl 3 ayını saymazsak gördüğü, hissettiği, tattığı, düşündüğü ve hayal ettiği hiçbir şeyi unutmamıştı.

Kimse bu gücünü bilmiyordu. Öğrenciyken notları çok iyiydi, “evde çok çalışıyor ve her şeyi ezberliyor” demişlerdi. Bir kere gördüğü insanların isimlerini asla unutmazdı, “isim hafızası güçlü” demişlerdi. Kimsenin doğum günün karıştırmazdı, “vefalı” demişlerdi. Bir kere gittiği yolları ikinci gidişinde navigasyon kullanmadan bulurdu, “yön duygusu iyi” demişlerdi. Hangi kavanozu hangi rafa koyduğunu hep hatırlardı, “zaten başak burcu, düzenli olmak onun karakteri” demişlerdi. O hep her şeyi hatırlamış ve hiçbir şeyi unutmamıştı, diğerleri de hep bir şeyler demişlerdi.

Bir süper güç insanın hayatını ne kadar zorlaştırabilir çok iyi biliyordu, gereğinden fazla iyi. Birisi ona geçmişte yaşanan bir olayı çarpıtarak anlattığında – ki bu çok sık oluyordu – hemen fark ediyordu. Ve karşı tarafın yüzüne gerçekleri söylemeye alışmıştı. Çoğu insanla bu yüzden arası açılmıştı. Birisi ona geçmiş hakkında yalan söylemeye çalıştığında önce sonuna kadar dinliyor, sonra gerçekleri sakin bir ses tonuyla ve kendinden emin bir şekilde anlatıyordu. Böyle durumlarda insanlar önce neye uğradıklarını anlayamıyor, sonra da ağızlarında hep aynı cümleyi geveleyip konuyu kapatıyorlardı :

“Ben öyle hatırlamıyorum ama…”

Bu cümleye içinden cevap veriyordu : “Tabii ki hatırlamazsın, insanlar unutmak için yaşar.” Dışından ise hafifçe gülümsemekle yetiniyordu.

Zihninin sınırsız depolama alanına sahip bir USB mi yoksa binlerce rafı olan ve her gün raflarına yenileri eklenen bir kütüphane mi olduğuna karar verememişti. Bu yeteneğini nasıl ve nerede kullanacağını da bilmiyordu. İnsanlarla arasını bozmaktan ve okulda notlarını yükseltmekten başka etkileri de olmalıydı. Mutlaka olmalıydı ama o bilmiyordu.

Yaşanan her şeyi kayıt altına almak 21. yüzyılda çok da büyük bir meziyet değildi. Telefonlar, bilgisayarlar, kameralar… Zihni eşsiz değildi. Herhangi bir cep telefonu da her şeyi kayıt altına alabiliyor hatta paylaşabiliyordu. Bu durumda zihni telefonların ve diğer tüm teknolojik aletlerin yanında zayıf kalıyordu. Kendi -süper güçlerine rağmen- zihni bile bu cihazlara yetişemezken diğer insanların her şeyi unutan zihinleri adına üzülürdü.

Bir kaç yüzyıl önce yaşamış olsaydı insanlığa çok daha yararlı olurdu, cadı olduğunu söyleyip yakmazlarsa tabii. Mesela İskenderiye kütüphanesindeki tüm kitapları okurdu ve yangından sonra kütüphanenin yok olmasını engellerdi.

Hayatın da bir kitap olduğunu ve bir sayfayı bitirmeden öbürüne geçilemediğini öğrenmişti. Diğer insanlar kitabın ortasına geldiklerinde çoktan kitabın yarısını unutmuş oluyorlardı; bir zamanlar ne hayal ettiklerini, çocukluk arkadaşlarını ve düğünlerindeki pastanın ne kadar bayat olduğunu unutuyorlardı. Sanki tüm insanlık el ele vermiş ve geçmişi unutmaya sonra da çarpıtarak yeni bir geçmiş anlatmaya çabalıyordu. Ama o kendi kitabının çoktan okuduğu sayfalarındaki her satırı ezbere biliyordu.

Hiçbir şey unutmuyordu, unutamıyordu; bazen canını çok acıtsa da …

1984 kitabını yaşıyor olsaydı Hakikat Bakanlığı onu asla kandıramazdı. Tarih defalarca değiştirilerek anlatılsa bile o olayları hep doğru hatırlardı. Bu durumda süper gücü çok tehlikeli olurdu, “düşünce polisinin” bir numaralı hedefi haline gelirdi.

Zihni fazla güçlüydü ve bu güçle ne yapacağını bilmeden yıllarca yaşadı. Ve 43 yıl 3 ay ve 14 günün sonunda uyumadan önce başında ensesinden başlayarak yayılan derin bir acı hissetti. Uyumak için uyku haplarını aldı ve 32 yaşındayken bir parkta gördüğü siyah kediyi düşünerek uykuya daldı.

Rüyasında hayatta yapamadığı ne varsa görürdü. Hayatı boyunca böyle olmuştu. Küçük bir çocukken rüyasında uçtuğunu görürdü, o zamanlar uçabilmeyi istiyordu ama yapamıyordu. Yıllar geçtikçe rüyalarında normal bir insan olduğunu ve bir şeyleri unuttuğunu gördü. Kendini uçarken gördüğü bütün rüyaları da unutma yeteneğine sahip olduğu rüyaları da hatırlıyordu, diğer her şey gibi. Kabus gördüğü geceler hayatı boyunca ona işkence etmeye devam ediyordu, defalarca aklına gelen aynı yangın sahnesi çok da hoş bir durum değildi. 29 yaşındayken bir gece evinin gözünün önünde yandığını görmüştü, sonra da unutamamıştı. Ama güzel rüyalar söz konusu olduğunda süper gücüne teşekkür ermesi gerekiyordu. Aniden çalan bir alarm onu rüyasının en güzel yerinde uyandırsa da çok üzülmüyordu, ne de olsa görebildiği kısmı asla unutmuyordu.

O gece de bir rüya, daha doğrusu kabus gördü. Ne tarafa baksa aynalara ve kendine baktığı bir odada duruyordu, yolu bulamıyordu, kurtulamıyordu, ne kendisini kurtarabiliyordu ne de onu kurtaracak biri vardı. Sonra aynalardan birine çarpıyordu ve bütün aynalar aynı anda kırılmaya başlıyorlardı.

O gecenin hayatında neleri değiştireceğinden bir haber uyudu. Alarmı çalana ve alarmı kapatıp uyumaya devam edene kadar bir daha asla hatırlayamayacağı rüyalar gördü.

Ertesi sabah uyandığında günlerden ne olduğunu hatırlayamadı, gözlüğünü banyoda boşuna aradı (mutfak masasında bırakmıştı), kahve fincanlarını yanlış rafa koydu, geçen akşam ne yediğini uzun uzun düşündü, iki iş arkadaşı ve bir kasiyerin ona geçmiş hakkında yalan söylediğini fark etmedi, annesinin doğum gününü karıştırdı ve yıllarca hiçbir şey unutmadığını unuttu.

Unutmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu asla fark edemedi, her şeyi hatırlamanın ne kadar zor olabildiğini unutmuştu bile. Çoğu şeyi öğrenmesi gerekti, not tutmayı mesela. Hayatında hiç not tutmamıştı, yapılacaklar listesi yoktu, hiç bir şeyi unutmazken liste yapmanın ne gereği vardı ki? Ama artık hayatının alışılmış çizgisinden çıkmış yenisini de bulamamıştı. Liste tutması, not almayı öğrendi. İnsanların hassas noktalarını unutup pot kırınca özür dilemeyi de öğrendi.

43 yıl 3 ay ve 14 gün boyunca sahip olduğu süper gücünü bir gecede kaybetti ve kaybettiğini hatırlamadı bile.

Yorum bırakın