Derin bir acı yaşarken, her kırılışın sonunda akıl sağlığından uzaklaşmanın eşiğine geldiğini hissedersin. Bu hiçbir şekilde yaşadığın/geçirmiş olduğun acı ve travmanın diğerlerinden daha kötü olduğu anlamına gelmez. Tam aksine, insan kendini yardıma ihtiyacın olduğuna, yardım isteyebileceğine bile ikna edemez çünkü acın, çocuklarını savaşta kaybeden bir anne ve babanın acısı kadar; açlık ve yoksulluktan ölen, her türlü savaşta çapraz ateşler arasında kalan çocuklarınki kadar geçerli değildir. Her türlü ilişkide sözlü, duygusal ve fiziksel olarak istismara uğrayan kişilerin acısı; yerli halkların kendilerini de bir insan olarak algılamayanların ellerinde acı çekmesi; saldırı mağduru olmuşlar ve hala olanlar; kendi tenlerinin onları düşman gibi gösterdiği bir dünyada hayatta kalmak zorunda olan farklı ırklardan insanlar…
Seni anladığını söyleyen kimse çıkmaz. Hiç kimse sana seninle aynı acıları yaşadığı için tam olarak nasıl hissettiğini anlayabildiğini söylemedi. Asla bir başkasının senin hikayene uzaktan da olsa benzer hikayesini okumadın veya duymadın. Bir kere bile bir ekranda veya ekran dışında birine bakıp “Yalnız değilim. Beni anlıyorlar. Biliyorlar.” diye düşünmedin, düşünemedin. Çünkü yok anlayabilen. Hiç olmadı, olmayacaktır da asla.
Kimse bilmiyorsa acın gerçek mi? Her geçen gün parçaların koparılıp yontulurken büyüdüğünü hissedebilir misin? Kimse bilmiyor, kimse anlamıyor. Acın hala gerçek mi? Hala geçerli mi? Mantıken öyle olduğunu biliyorsun. Acının oldukça gerçek olduğunu ve çatlakların derinleştiğini biliyorsun. Yine, asla öyle biriyle tanışmamış olmana rağmen (kim bilir kaç yüzlerce insanlar ile tanışmışsındır), kendin gibi birini, seninle aynı hikayeyi anlatan birini görmek umuduyla internetin derinliklerinde dolaşırsın.
“Yalnız değilsin. Sana yardım edebilirim.”
Keşke bu sözleri duysaydın – bir kere duyması bile yeterli olurdu. Ama en sonunda, tuvalet kabinlerinde çaresizce oturan, çığlıklarını bastıran ve yardım için ağlayan, kendine acıyan (yine zayıf davrandığın için; asla kendini toparlayamadığın için; gerçekten yanında olacak olan tek kişi, kendin ve O olduğu için kendine acıyan) yine sensin.
Sonra telefonuna bakarsın ve iki saatten fazla bir süredir boş bir kabin kapısına bakarak gülmek ve ağlamak arasında kaldığını, sakinleşemediğini ve hızlı bir ölümün geçici olarak getireceği özgürlüğü düşündüğünü fark edersin. Günahlarla, yanlışlarla dolusun. Ve sonra “Belki bir terapiste görünmeliyim.” diye düşünürsün. Sonra tamamen ve kesinlikle kendinde değilken, acıma duygusu ve üzüntü içinde boğulurken kendi haline gülmeye yine devam edersin.
Terapist hiçbir şey yapamaz.
Çünkü kendi sorununun ne olduğunu ve neye ihtiyacın olduğunu tam olarak biliyorsun. Varlığının her bir parçasıyla biliyorsun. Onlarla hislerin ve sırtındaki yükler hakkında ne kadar konuşursan konuş, seni asla deli gibi arzuladığın sona (rahatlığa) kavuşturamayacaklar. Yalnızsın. Gerçekten yalnız ama sanki de değil. Çünkü O var.
İnsanlığın kabul ve anlayış eksikliğinin acısını çekerek yüzüne su çarpıyorsun, mümkün olduğunca yavaş nefes alıp veriyorsun sakinleşmek için, insanlar anlamasın diye, ve banyodan çıkmadan önce birkaç dakika daha bekliyorsun. Tamamen yeniden doğmuş değilsin, hala ham, dalgın ve olacaklara hazırlıksızsın. Ama O’nun orada olduğunu biliyorsun.
Gece geç saatlerde cevap verme sırasının sana geldiği arkadaşlarla derin konuşmalar ve kimsenin anlayışla başını sallamaması… İstesede hiç kimse yapamaz. Acı çekiyorsun ve O’ndan başka sığınacak kimsen yok.
Kimse anlamıyor ve bu yüzden, sizinle tanışan insanların, annenizin rahminin dışındaki dünyanın havasını soluduğunuz günden bu yana, sizin hayatınıza ve istemeden sürüklendiğiniz her şeye ve yerlere hayran oldukları düşüncesini küçümsüyorsunuz.
Anne, ah be anne.
Sahip olduklarımı seviyorlar anne, ama onlara beni durduğum bu uçurumdan eninde sonunda asıl o benim hakkımda sevdikleri şeylerin beni iteceklerinden korktuğumu nasıl anlatacağım? Onlara ihtiyacım olursa artık benim için burada olduklarını söylüyorlar bana. Artık. Şimdiden itibaren, ama o zaman değildiler benimle. Benimle değil. Onlar benim gibi değillerdi. Onlar benim gibi büyümediler. O zamanlar yanımda değillerdi.
İdrak edemeyecekleri kadar acı veriyor, ama nasıl bilebilirlerdi? O zamanlar yanımda değillerdi. Onlar ben değiller. Kendimi çok ama çok bencil hissediyorum, anne.
Ben.
Yine her zamanki gibi sorun benim, değil mi?
–Hiçbir zaman anlaşılmayan ve hiçbir zaman anlaşılamayacak olan (yalnızca yaratıcının dışında) insanlara bir kaside.
Vie – Beni Anlamıyor Bu Dünya Anne
