İstanbul,
cümleye nereden başlayacağını bilemediğin anlar olur. Bu bana mevzu çok derin olduğu zaman çok sık oluyor. Ama edebiyatım kuvvetlidir. Bir şekilde bulurum bir yolunu cümleye başlamanın. Ama konuşamadığım, söze başlayamadığım tek bir konu var: sen İstanbul. Sen kimsin İstanbul? Neden mevzu sana geldiği zaman dilim tutuluyor? Bebekliğim misin? Çocukluğum musun? Yuvam mısın? Saçımı okşayanım mısın? Beşiğim misin? Kalbim misin? Aldığım derslerim misin? Hatalarım mısın? Pişmanlıklarım mısın? İyi kilerim misin? Annem misin? Babam mısın? Ailem misin? Eğitim yuvam mısın? Yoldaşım mısın? Şahitim misin? Nesin sen? Kimsin? Bilmiyorum İstanbul. Seninle alakalı hiçbir şey bilmiyorum. Belki de çok iyi biliyorum. Tüm karmaşıklığın içinde en saf duygularımsın belki de sen benim. “Seni özlüyor muyum?” diye sormuyorum artık. Seni unutmaya yüz tutmak canımı yakıyorsa, demek ki seni özlüyorum İstanbul. Halimden şikayetçi olduğum için değil ama. Seni sen olduğun için özlüyorum. En yalnıız olduğumda boğazında beni pış pışladığın, denizinle başımı okşadığın için seni çok özlüyorum İstanbul. Güzel günlerde kavuşmak umuduyla İstanbul. İçindekilere iyi bak, bana baktığın gibi.
Yağmur Yürekli Kız – İstanbul’a
