Gözlerimi dikmiş olduğum duvardan çekmek geçen her saniyede zorlaşırken kafamda çizmiş olduğum soy ağacımız işleri daha da zorlaştırmıştı.
Ben Prens Eric Marschald, ikiz kardeşim Prenses Elenior ile sözde işlediğimiz kraliyete karşı suçtan ötürü yerini dahi bilmediğimiz bir kalede tutsak tutuluyorduk.
Hoş, buradaki herkes prens olmamdan dolayı istediğim her şeyi yerine getirmekle yükümlü olsalar da ellerimin bağlı olması geri kalan şeyleri silebiliyordu.
Kral Zack Marschald…
Babam…
Özgürlüğümüzü ellerimiz arasından alan kişi…
Bizim yanımızda durması gerekirken bizi bu kaleye kapatan canavar.
Her gece yatmadan önce kardeşimin zihnime dolan çığlıklarının sebebi olan babamız.
Derin bir nefes alarak ayaklanırken gözüme çarpan defter ve kalemimi masanın en uzak noktasına ittim. Bugün canım hiçbir şey yazmak istemiyordu. İçimde bitmek bilmeyen öfke her yeri ateşe vermek isterken buradan çıkamayacağım gerçeği ellerimdeki kelepçelerden de gerçek olmaya başlamıştı.
“Yine umutsuzluğa düşüyorsun ama farkında bile değilsin.”
“Sana da günaydın Elenior! Ayrıca en son sana düşüncelerimi izinsiz okumaman gerektiğini söylediğimi hatırlıyorum.”
Kafamın içinde yankılanan kısık sesli gülüşü benimde gülümsememe sebep olurken kapımı açıp önüne oturdum. Uzun koridorun sonunda onun odası varken birbirimize sadece bu kadar yaklaşabilir olmak… Çok zordu.
Havaya kaldırdığı parmaklarını hareket ettirmeye başladığında düşündüklerimi bir kenara atıp onu izlemeye başlamıştım.
Babam beni buraya kapatarak güçlerimi kullanmama engel olmuştu ama Elenior’un sesini kesmişti.
Biricik kardeşimin herkesi etkisi altına alan o güzel sesini yaptıklarımıza ceza olarak daha çok küçükken kesmişti.
“Bugün bana yazdığın besteni okumadın?”demişti soru sorarcasına.
Onun sesi kesildiğinden beri söyleyemediği her şarkı için ona yenilerini yazan ben bugün canım istemedi diye yazmamıştım. Böylesine bir bencilliği yapmış olduğum bedenimin irkilmesine sebep olurken bunları düşündüğümü duymuş bir şekilde kaşlarını çatmıştı.
“Kendini bana bu kadar sorumlu hissetme Eric. İkizinim ben senin, askerin değil!”
Dudakları arasından çıkmayan sesi zihnimde yankılanırken buruk bir tebessüm ikimizinde dudaklarında can bulmuştu.
“Prenses, Prens…” diyerek ikimize de referans yapan uşağım tam ortamızda durup gardiyanlara işaret etmişti.
“Bugünkü konuşma sürenizin sonuna gelmiş bulunmaktasınız. Lütfen odalarınıza çekilip kapılarınızı kapatın!”
Gözlerimi çekmediğim Elenior’un yüzünü yarına kadar göremeyeceğimi bilerek ayağa kalktım. Babam bizi buraya hapsederek kendinden uzaklaştırmıştı ama en acı verici olan kardeşimle yan yana bile gelemiyor oluşumuzdu.
“Umudunu kaybetme!” demişti Elenior kapılar yüzümüze kapanırken. Ardından eklemişti…
“Zira bir gün buraları ateşe verirken tutunabileceğimiz tek dal birbirimiz olacak!”
