“Her gün geliyor musun peki buraya?”
Saklandığım ağacın arkasına daha da sinirken ayağa kalkıp bana dönen mavi gözlerine bakmıştım.
“Sadece seni gördüğümde geliyorum. Yoksa burası çok sıkıcı.”
Kapılar açıldı ve pembe gökyüzü sarıya boyandı.
“O zaman burada yaşamıyor musun?”
“Benim bir evim yok.”derken üzgün değildi. Ama annem bana evi olmayan insanların üzgün olacağını söylemişti. Yalan mıydı?
“Ama…” desem de kafamda çok fazla soru vardı.
“Nerede uyuyacaksın ki?”
Güldü…
“Hiçbir şey bilmiyorsun değil mi?”
Kapılar kapandı bence önümüzdeki denizin tüm suyu çekildi.
Başımı iki yana sallarken bana uzattığı elini tutmakta kararsızdım.
“Korkmanı gerektirecek bir şey yok.”derken o kadar rahattı ki sanki hep tanıdığım birisi gibiydi.
Benimkinin aksine soluk parmaklarına tutulduğumda beni ağacın arkasından çekerek uçsuz bucaksız denizin önüne çekmişti.
“Bir şey bilmiyorsan bile.”diyerek arkama geçtiğinde soğuk elleri gözlerimi kapatmıştı.
“Farklı açılardan bakmayı dene. Belki bu daha iyi hissettir.”
Gök gürledi ve kurumuş deniz tekrar doldu. Ve ben gözlerimi tekrar açamadan ıslanan bedenimin içine hapsoldum.
