Güneş ve Ay

14 yaşındaki bana selamlar…

Yine saat dokuza geliyordu. Ay, bu sefer umutluydu çünkü dolunay olarak çıkıyordu herkesin karşısına. Bu sefer başarmak istiyordu. Güneşi yenmek istiyordu. Sıkılmıştı ona bağlı yaşayıp küçük olmaktan. 

Yılda sadece iki kere insanlar Ay’a hayranlıkla bakardı. O günlerde de Ay, Güneş ile çıkardı ortaya. Beraber olmaları insanların dikkatini çekerdi. Çünkü iki küs kardeş barışırdı sanki. 

Ay sadece o günler mutluydu, yoksa kendi gecelerinde gezen insan sayısı azdı. 

Çok az arkadaşı vardı onu anlayan. Çok az kişi ayın güzelliğini bilirdi. 

Oysa o, Dünya ve insanlar için çok şey yapardı. 

Güneş gittiğinde insanlara gece lambası olurdu, ama Güneş çıkınca insanlar tarafından unutulurdu. Gece göğe bakıp ağlayan insanların aynası olurdu, ama üzüntüleri geçince unuturlardı Ay’ı. Ay durmak bilmeden Dünya’nın etrafında dönerdi. Bıkmadan. Hergün. Ama Dünya’nın sevdiği Güneş’ti, onun etrafında gezerdi.

Bazen Ay kıskanır Dünya ile Güneş’in arasına girerdi. O günlerde kimse Ay’a çıplak gözle bakamazdı. Bir suçlu gibi hissederdi Ay. Flaşlar yüzüne patlardı. Birkaç saniye sürse de magazinden kaçan bir ünlüymüşçesine herkes onun fotoğrafını çekerdi. 

Ay buna kırılır, uzun süre aynı şeyi yapmazdı. 

Ama henüz umudu vardı. Belki bir gün beni anlayanlar çoğalır diye durmadan dönmeye devam ederdi. 

Ay’ın Dünya’da en sevdiği arkadaşları denizlerdi. Bazen insanların Dünya’da ne yaptığını merak eder – biraz da kendisini fark etsinler diye Dünya’ya yaklaşırdı Ay. O gecelerde deniz, Ay’ı gördüğüne sevinir, coşardı. İnsanlara arkadaşının geldiğini anlatmaya çalışırdı. Ama bu gösteri nankör insanlar tarafından çoğunlukla umursanmazdı bile.

Onlar hep denizin, Güneş’in güzelliğinden bahsederlerdi. Çok az kişi Ay’ı savunurdu. Güneşin bir yıldız olduğunu, evrende milyarlarca yıldız olduğunu, ama sadece bir tane Ay olduğunu kabul edenlerin sayısı da azdı.

Ay’ın gece parlamasının sebebi Güneş’ti. O da istemiyordu ama Güneş’e bağlıydı. Bazen araları bozulur, çok uzaklaşırdı ondan. Işığı kesilir görünmez olurdu. Kısa bir hüzün dönemi başlardı kendisi için.

Bir gece Dünya’dakilerin konuşmasını dinlerken kendine ziyaretçi geleceğini duymuştu. Birkaç insan hazırlık yapmış, kendisine geliyorlardı. O gece çok heyecanlıydı Ay. 

İnsanlar gelip üzerine ayak bastığında düşündü:

Kazanmıştı! Herkes Güneş’i değil kendini tercih etmişti. Güneş’e gidemezlerdi. Güneş acımasızdı, kavururdu onları. 

İnsanlar hala üzerinde geziniyorlardı. İzler bırakıyorlardı. Silinmeyen izler. Ama Ay o gün onları düşünemeyecek kadar mutluydu.

Sonra geri döndüler misafirler geldikleri yere. Yine tek başına kaldı Ay. Nerede yanlış yapmıştı? Neden insanlar onu beğenmemişti? Neden geri dönmüşlerdi?

‘Aslında geldiklerinde insanlarda bir gariplik vardı’ diye düşündü. Yüzleri görünmüyordu. Değişik giyinmişlerdi. Çok farklılardı Dünya’dakilerden. Kendisine zarar vermişlerdi, canını acıtmışlardı, izler bırakmışlardı. 

Ertesi gece denizle konuştu. Ondan insanlar hakkında bilgi almak istedi. Deniz Ay’ı uyardı, 

“İnsanlar güvenilir değillerdir.”dedi.

İnsanlar onu da mahvetmişlerdi. Hergün insanlar yüzünden içindeki canlar denize veda ediyordu. 

Ay dinlemedi. Her şeye rağmen Güneş’i yenmek istiyordu. Güneş ile arasında ne fark vardı? O da on iki saat duruyordu gökte! Ama insanlar onu görünce kaçıyorlardı. 

Yine saat dokuza geliyordu. Ay bu sefer umutluydu çünkü dolunay olarak çıkıyordu herkesin karşısına. Bu sefer başarmak istiyordu. 

Ama insanlar Ay’ı sevip umursamayacak kadar nankördü. Ay da insanlığın kötülüğünü göremeyecek kadar kör…

Yorum bırakın