Kayıp Oyuncaklar

Bir avuç çocukla birkaç avuç yetişkinlermiş. Birileri ışıkları kapatmış. Karanlık çökmüş. Göz gözü göremez, birbirine güven veremez olmuş. Birbirine tutunan eller kopmaya başlamış. O karanlığın içinde ne kadar arasalar da birbirlerini tekrar bulamamışlar. Hep başka bir elin, başka bir dostun varlığına alışık olduklarından önce afallamış sonra da çökmüşler. Korkmuşlar anlayacağınız.

Çocuklar korkmaya zaten alışıkmış. Korkmaya alışık olduklarından çok önemsememişler. Onları asıl korkutacak şey anne babalarının korktuklarını görmekmiş. Yetişkinler korktuklarını saklamışlar o yüzden. Halbuki onlar çocuklardan bile çok korkmuşlar. Karanlıktan korkan sadece çocuklar değilmiş, anlamışlar.

Yetişkinler sadece karanlıktan da korkmamışlar; bir şeyleri düşürüp kırmaktan da korkmuşlar. Bu yüzden de hareket edemez olmuşlar. Birbirlerini tekrar bulmayı çok istiyorlarmış. Ama çok korkuyorlarmış. Korku ağır basmış. Hiçbiri hiçbir yere gitmeye cesaret edememiş. Herkes olduğu yerde kalakalmış.

Yetişkinler onları tutan elleri kaybederken, çocuklar da ellerinden oyuncaklarını düşürmüşler. Fark eden olmamış. Ama ne zamanki çocuklar korkuyla baş etmeyi başarmış işte o zaman gözleri karanlığa alışmış. Çocukların gözleri karanlığa kolay alışır. Gözleri karanlığa alışan çocukların aklına oyuncakları gelmiş. Ama sanki yer hepsini yutmuş gibi hiçbirini bulamamışlar. Ne kadar arasalar da bulamamışlar. Tüm hayatları boyunca aynı oyuncakları arayıp duracaklarını bilmiyorlarmış. Kaybettikleri oyuncakları kaderleri olmuş.

Çocukların gözleri karanlığa alışadursun yetişkinler korkunun umudu getirdiğini öğrenmişler. Karanlığın içinde belirecek bir ışığı beklemeye başlamışlar. 2 saat kaldı, diye bağırmış birisi. 2 yıl kaldı, anlamış öteki. 2 ay kalmış, diye fısıldamış beriki diğerine. Herkes kendi ikisine tutunmuş. Beklemeye başlamış. Onlar beklerken zaman onları beklememiş. Zaman geçtikçe gözleri karanlığa alışır gibi olmuş. Çocuklardan çok sonra. Karanlığa hafif alışan gözleri birkaç yabancı el bulmuş. Hemen tutmuşlar o yabancı elleri. Kim oldukları önemli değilmiş. Önemli olan aynı karanlıkta kalmış olmalarıymış.

Oyuncaklarını arayan çocuklardan anne ve babalarını kaybedenler olmuş. Çocuklarıyla beraber oyuncak aramaya çıkan anne babalar olmuş. Tanıdık bir ele rastgelen yetişkinler olmuş. Aydınlığın doğacağını beklemekten sıkılıp gözlerini kapatanlar olmuş. Karanlığın bir parçası olanlar olmuş.

Çocuklar büyümüş, yetişkin olmuşlar. El ele tutuşup oyuncaklarını bu kez de beraber aramışlar. Aralarında neyi aradığını unutanlar olmuş. Aydınlığı en son gördüklerinde o kadar küçüklermiş ki, karanlığı normal sanmaya başlamışlar. Karanlık onların normali olmuş. Aydınlığın ne olduğunu unutmuşlar. Anne babalarının anlattığı masallardan bilir olmuşlar aydınlığı.

Çok zaman geçmiş. Sonra ansızın bir anda hafif bir aydınlık yayılmış. Aydınlığın sebebini kimse anlamamış. Merak etmemişler bile. Hepsi gözlerini kamaştıran aydınlığa odaklanmış. Mutlu olmuşlar. Çok mutlu olmuşlar. Çoktan büyümüş çocuklar oyuncaklarını tekrar bulmuşlar. Yetişkinler birbirlerini tekrar bulmuşlar. Gözlerini kapatanlar hariç. Onlar kendi karanlıklarında kalmış. Hem bu sefer ki aydınlık öyle ampulden sızan soluk bir ışık da değilmiş. Güneşin en sıcak ışıkları boğmuş karanlığı.

Aydınlık yavaş yavaş yayılmış. Karanlık kaybolup gitmiş. Eski karanlık zamanlar unutulmaya başlamış. Aydınlık nasıl geldi diye de kimse sormamış. Soran olmamış ama aydınlığı getiren oyuncağını arayan büyümüş bir çocukmuş. Oyuncağını ararken karşısına çıkan perdeleri açmış. Perdeler de ışığı daha fazla saklayamaz olmuş.

Yorum bırakın