Bu beş kişilik ne küçük ne büyük, ne mutlu ne üzgün bir ailenin kahvaltı sofrasının birkaç cümleye indirgenmiş halidir.
Ben Anne
Dünden makarna arttı. Yanına fasulye yapsam Meryem sevmez ama fasulyeyi de artık pişirmeliyiz, çürüyecek yoksa. Sahi Meryem neden bu kadar sessiz bugün. Acele acele yiyor yumurtasını. Şu kızı bir anlayabilsem. Gönlünü birine kaptırdı da bize açık etmiyor gibi geliyor. Neyse çok da üstüne gitmeyeyim kızcağızın. Ben onun yaşındayken aynı değil miydim sanki? Sahi, ben kimdim o zamanlar? Kim oluverdim şimdi? Hani derler ya, hayallerini değil de hatıralarını anlatmaya başladıysan artık yaşlanmışsındır diye. Bende ne hayal kaldı ne de hatıra anlatmaya başladım. Orta yaş dedikleri bu olsa gerek. Aa gördün mü Faruk nasıl da reçel yaptı üstünü. Kalkayım da ıslak mendil alayım halıya damlamasın.
Ben Meryem
Ben kendimi bildim bileli, ki bu 16 yıllık hayatımın 10 yılı demek- ilk 6 yılı saymıyorum, annem yumurtayı hep böyle tam kıvamında yapar. Bir gün ben de kendi çocuklarıma tam kıvamında yumurta yapabilecek miyim? Ben kim olacağım büyüyünce? Yanımda kim olacak? Bir aydır her sabah şaşmadan günaydınnn (her zaman üç n ile) yazan Kerem bir Pazar sabahı tam kıvamında olan omletimi yiyecek mi? Yoksa onunki de iki haftaya sönecek bir sevgi mi? Ben zaten kimsenin beni ne kitaplardaki ne de filmlerdeki kadar güzel sevmeyeceğine ikna oldum, sadece sevsin o da yeter. “Hoşlanmak” kadar içi boş bi kavram yok çünkü. Ben de Faruk’un reçeli eline yüzüne bulaştırması gibi hayatı elime yüzüme bulaştırmaktan korkuyorum.
Ben Baba
Annesinin Meryem’e nasıl baktığını gördüm. Meryem’in telefona nasıl baktığını da. Kalbinin kapısını tıklatıyor biri, belli. Kızımı üzenin bacaklarını kıramasam da, kalbini kırarım belki. Yok yok onu da yapamam. Elimden sadece kızım ağlarken ona sarılmak gelir. Ben hiçbir zaman çocukların korktuğu, hanımın hizmet etmek için etrafında döndüğü o baba olamadım zaten. Yavuz küçükken kavga ederdi sürekli, başka çocuklar ona “Babam gelsin gününü göstersin sana.” derdi de bizimki babasıyla kimseyi tehdit edemezdi. İçimdeki kabadayılık 3 ablayla beraber büyümek ve iki kitaplık dolusu şiir kitabı okumanın semeresi olarak kaybolup gitti galiba. Hanımın çayı bitmiş, kalkayım da tazeleyeyim. Yazık çok yoruluyor zaten bize kahvaltı hazırlamak için, bari çayını ben koyayım.
Ben Yavuz
Faruk benim yaptığım şaklabanlıklara gülüyordu ki üstüne reçel döktü. Ne zaman büyüyecek bu çocuk? Ben onun yaşındayken abi olmuştum şimdi kocaman oldum, babam öyle diyor. Annem de aslan oğlum diyor, saçlarım mı aslan yelesine benziyor acaba diye düşünüyorum. Ben Faruk kadarken annem ve babam ablamla beni karşılarına almış ve demişlerdi ki bir kardeşimiz olacakmış. Sonra babam bana demişti ki onunla hep oyun oynayacakmışım. Sevinmiştim çünkü ablamla maç yapmak hiç eğlenceli olmuyor. İşte o gün bugündür Faruk’un maç yapacak kadar büyümesini bekliyorum. Dört yıl geçti aradan. Ben o dört yılda okuma yazmayı bile öğrendim Faruk topa hızlıca vurmayı öğrenemedi.
Ben Faruk
Abime gülerken üstüme reçel döküldü. Annem geldi sildi. Ama benim gülerken pantolonumu ıslattığı daha görmedi.
