Gözümün önünde onun hayali canlandığında yatağımda kendimi geriye doğru attım. Bugün yapılacak olan toplu davete o da gelecekti ve ben heyecandan ne yapacağımı bilemiyordum. Elimdeki telefondan onun iki hafta önce çekilmiş olan fotoğrafına bakarken içim içime sığmıyor kalp atışlarım adeta dışarıdan duyuluyordu.
Lacivert polo yakasının altına giymiş olduğu ten rengi geniş kesim pantolonu…
Daha bir kerecik olsun yüz yüze konuşamadığım bu çocuk için kalbim neden bu denli atıyordu… Bilmiyordum.
“Eylül, hazır mısın kızım?”
Annemin içeriden gelen sesiyle hızla yataktan kalktım. Beni böyle hayallere dalmış bir şekilde görse keserdi herhalde. Dahası daha üzerimi bile giyinmemiştim.
Askıda asılı duran elbiseyi alıp saçlarımı geriye doğru attım. Annemin seçmiş olduğu bir elbiseydi. Siyah, bazı yerlerinde küçük beyaz çiçek detayları bulunan tatlı aynı zamanda da gideceğimiz yere uygun bir seçimdi.
Annemin ikinci defa seslenmemesi için elbiseyi giyip saçlarımı her zamanki gibi kıvırcık halinde bırakırken aynadaki yansımama gözlerim takıldı.
Daha dün Belçika’dan dönmüştüm ve üzerimde yolculuğun yorgunluğu vardı. Turuncu kıvırcık saçlarım yüzümü çerçevelerken elbisemin bel kısmını düzelttim.
Annemin ikinci kez duyulan ikaz sesiyle odamdan çıkarken aile bireylerinin hepsinin ayakkabılarılarını giyindiklerini görmüştüm. Onları daha fazla bekletmemek için bende ayakkabılarımı giyindiğimde tek bir isteğim vardı. O da bu akşam onu görmekti. Yol boyunca bu anı hayal ederek geçirirken on dakikanın sonunda davetin olduğu yere gelmiştik. Sırayla arabadan inerken içerinin kalabalıklığına göz devirdim. Konu para olunca her şey değiştiği gibi insanlar da değişiyordu.
Ceketlerimizi kapıdaki görevliye uzatıp bizim için ayrılan masaya yöneldiğimizde çok geçmeden babamla annem yanımdan ayrılmış ve diğer davetlilerle konuşmaya gitmişti. Birkaç dakikanın sonrasında benim de canım sıkılmaya başlarken ileride gördüğüm arkadaşımla yavaş adımlarla yanına gitmeye başladım. Arkası dönük olduğu için ilk anda beni fark etmezken belinden sarılmamla bakışları beni bulmuştu.
“Eylül! Gelmeyeceğini düşünmeye başlıyordum ben de tam.”
Yüzündeki gülümseme ortamın enerjisini yükseltiyordu. Tam o anda asla beklemediğim bir şey oldu.
İki masa uzağımızda ayakta duran Yiğit dönüp yanımdaki Meryem’e doğru seslendi.
“Meryem, sizde peçete var mı?”
Kalbim atmayı bıraktığında anlık da olsa buluşan gözlerimi ondan ayıramıyordum.
Meryem onda olmadığını söylediğinde ikisinin de bakışları bana dönmüştü.
“Eylül sende var mı?”
Bedenim beynimden bağımsız bir şekilde elimdeki küçük çantanın içindeki peçeteye uzanmıştı. Açılmamış peçeteyi yanımdaki Meryem’e uzatırken Yiğit’in bana uzanan elini son anda görmüştüm.
Gözlerim bana uzanan eli ama benim peçeteyi verdiğim Meryem’le dolarken orada daha fazla duramadım.
Bir kez olsun konuşamadığım onunla bu fırsatı da kaçırmış olmuştum. Kalbim daha fazla dayanamazken binadan çıktım. Gecenin ilerleyen vakitlerinde kendimi onunla ilgili olan düşüncelerime çaresizce bırakarak yürümeye başladım.
