Kabuslar…
Kabuslar…
Kabuslar…
Üzerinde bulunduğum yatak dışında odada başka bir şey yokken gözlerim sakinleşmek için duvarda sabitlenmişti.
Şakaklarımdan köprücük kemiklerime yol alan ter damlasını elimin tersiyle sildiğimde yataktan kalkmak zor gelmişti.
“O yaşıyor” demişti. Ama benim için aynısını demeyecekti.
Korku, bir kere daha tüm bedenimi sarmaladığında dizlerimi kendime çektim. Hava daha aydınlanmamıştı ve ben günlerdir uykusuzdum. Gözlerim kapanmak için benimle savaşsa da kabuslar peşimi bırakacak gibi değildi.
Evet, o yaşıyordu ama ben… Ben ne yapacaktım?
Aklımda deli sorularla yatağın üzerinde hafifçe sallanırken gecenin sessizliği bozuldu.
Kapı ardı ardına tıktıklanırken şoka girmiş gibiydim.
Gecenin bu vaktinde, peşimde kim olduğunu bilmediğim insanlar varken kapım tıktıklanıyordu.
Sessizce ayaklarımı yere koyarken uyumadan önce yere bıraktığım büyük bıçağı parmaklarımın arasına aldım. Durmadan tıktıklanan kapıma ilerlerken avuç içlerim terliyordu.
Fısıltılar, fısıltılar, fısıltılar…
Kapının ardından gelen sesler zihnimin ürünü müydü yoksa gerçek miydi?
Emin değildim ama aptal cesaretimle, belki de elimdeki bıçağa güvenerek kapıyı sonuna kadar açtım.
Ve karşımda onu gördüm.
Tüm bunlara sebep olan kişiyi.
