Ancak ‘Tanrı’nın ülkesine giden yol’ diye Türkçeye çevirebilirdim, eski evimize giden otobüs hattının adını. C2 hattıyla yıllar ve yollar boyu süren yakınlığımızdan sonra aramızda farklı bir bağ oluşmuştu. Artık yollarımızı ayırmış olsak da, kendisini anmak için C2’de tanık olduğum ilginç görüntülerden bahsedeceğim.
Bu otobüse binenlerin hedefi ikiye ayrılıyor. Mülteci kampı veya eski askeri lojmanlar. Lojmanlarda da yabancılar çoğunlukta olduğu için otobüste genellikle yerli görmek zor – hepimiz bir ‘yer’den geldiğimiz için yerliyiz aslında, ama kastettiğim bu değil. Tam olarak marjinalleşmiş bir bölge değil, ama bölge sakinlerinin düşük maaşlı insanlar olduğu açık bir gerçek.
Genelde okul çıkışı uzaklardan gelen ışıklı C2 yazısını gördüğümde kendimi eve varmış sayıyordum. Tıpkı, benimle aynı saatlerde binip inen insanları sürekli gördüğümden tanıdığımı sanmam gibi. İnsan sevdiği otobüsün yolunu gözlermi-
Ben size ilginç kişiliklerden bahsedecektim:
Rusları soğuk ve ciddi insanlar sanırdım, C2’yi son senelerde kullanan şoförü görene kadar. Son senelerde diyorum, çünkü ondan öncesine de hakimim, siz düşünün… Rus olduğuna emin olduğum bu orta yaş üstü adam beni birkaç kere gördükten sonra biletime bile bakmamaya başladı. Ne zaman binsem başıyla selam veriyordu.
Bilete bakmaması size normal gelebilir. Ancak yabancı olduğumu görünce bileti eline alıp didik didik inceleyen sonra bir de yüzsüz gibi kimliğimi soran şoförlere kıyasla, gayet sakin ve saygılı bir insandı o Rus şoför. Direksiyonun yanında şeker bulunduruyordu. Otobüse binen küçük çocuklara şeker dağıtıyordu.
Hep bu kadar huzurlu değildi tabii. Çok kalabalık olduğu saatlerde yasakları çiğneyip, yüksek sesle müzik açan öğrenciler otobüsteyken herkesin inmek için can attığına eminim. Bazen çevremde oturan çocukları çantasından tutup en yakın durakta dışarı atmak istediğim de doğrudur. Yazarken bile sinirlendim, hızlı geçiyorum burayı.
Sarhoşlar da biniyordu bu otobüse genelde. Bazen elinde şişeyle, bazen yeni içmiş halde. “Aslında zenginler daha çok içiyor.” diye düşünüyordum. Ama zenginler sarhoşken otobüse binmiyorlar galiba. Ya da gündüz gözüyle içmiyorlar. Ben bunu düşünürken otobüse iki tane orta yaşlı hintli kadın bindi. Sarhoşun biri yer gösterdi. Onlar da gülerek başka bir yere oturdular. Adam kendi kendine bir şey anlatıyordu.
Hintli de çok oluyordu, ruslardan daha çok. Türk bir adam vardı, yaşlıca, benden bir önceki durakta inen. Onun Türk olduğunu bildiğim için sanki bir sırrını biliyormuş gibi hissediyordum. Halbuki yüzüne bakan herkes biraz düşünse anlayabilirdi. Bir gün hintli, genç bir çocuk yerini bu adama verince şaşırdım içimden. Sebebini birazdan söyleyeceğim.
Poşete kusan birini de yıllar sonra bu otobüste gördüm. Üzüldüm, ama sebebi kendini kötü hissetmiş olmasıydı. Küçük bir çocuktu, annesi de kötü hissetmiş olmalıydı.
Başka bir gün sarışın, Alman bir kadın bebek arabasındaki Afrikalı bir çocuğu güldürüyordu. Çocuk inene kadar kahkaha attı.
Dünya küçük, C2 daha küçük. Bir gün okul çıkışı otobüsteydik. İneceğim durağa yaklaşıyorduk. Biraz ötemizde Çinli bir adam ve kadın oturuyordu. Adamın kolu kırıktı diye hatırlıyorum. Önlerinde valizleri vardı. Kadına bakınca bariz bir şekilde ağladığını gördük. Adam hiç oralı değil gibiydi. Kadının gözleri kızarmıştı.
Küçük bir not defterim vardı çantamda. Bir sayfasını koparıp üzerine “Ne olursa olsun güzel bir gün geçirmenizi dilerim.” tarzında bir şey yazdım. Altına da bir çiçek çizdim. Her şey çok hızlı geliştiği için tam olarak kağıtta ne yazıyordu şu an hatırlamıyorum bile. Arkadaşlarım gerçekten kağıdı verip veremeyeceğimi sordular. Kafamda çoktan bir plan kurmuştum.
Otobüs ineceğim durakta durdu. Hemen ayağa kalktım ve kağıdı kadına uzatıp, “Bu sizin için.” dedim. Belki o sırada hiçbir şey dememiş de olabilirim. Sonra otobüsten indiğim gibi koşarak uzaklaştım.
Büyük bir özgüvenle başladığım her işin sonu-
Ama sonra, olayın üzerinden aylar geçmişti ve ben çoktan neler olduğunu unutmuştum. Bu sefer başka bir otobüste otururken. Gözleri çekik bir kadının bana baktığını gördüm. Karşımda oturuyordu. Bana el salladı. Ben,
“Sizi tanıyor muyum?” diye sordum.
“Evet! Bana otobüste bir not vermiştin. O gün çok üzgündüm. Notunu hala saklıyorum, çok mutlu oldum, teşekkür ederim!” dedi.
Notumu saklıyordu! Ve birkaç saniye görmesine rağmen beni unutmamıştı. Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Gülümseyerek indim otobüsten.
İlginç şeylere şahit oluyordu otobüsler. Binenler birden tanıdığı birini görüyor, konuşmaya başlıyordu. Tekerlekli bir buluşma noktası gibiydi.
Ve şoför bağırdı,
“Tren istasyonuna gitmek için burada inip aktarma yapmanız lazım! Burası C2’nin son durağı!”
Küçük bir Birleşmiş Milletler gibiydi C2. Yalnız birbiriyle kavga eden veya çıkar ilişkisi güden politikacılar yoktu. İnsanlar vardı. Birbirine yer veren, gelip geçen insanlar vardı. İnsanları başlarının üstünde bir bayrakla görmek yerine, genç, yaşlı, çocuk olarak gören insanlar vardı.
Benden başka sana yazan var mıdır, bilmem. Görüşmek üzere şehrin en renkli ve karışık otobüsü!
