Çakıl taşlarının çıkardığı o garip ses kulaklarımızı dolduruyordu. Bakışlarım arabanın dışındaki, uçsuz bucaksız yeşillikteydi. Sıra sıra dizilmiş ağaçları hızla geçerken yolun bitmeyeceğini düşünmekteydim.
Kuşlar cıvıldıyor, gökyüzü mavi renginin ona ait olduğunu belli etmek ister gibi ışıl ışıldı. Bulutlar yan yana süzülürken geriye yaslanıp rüzgarın yüzüme esmesine izin verdim. Göz kapaklarım kapanmak için ısrar ederken arabanın durması ile bakışlarım odağını değiştirmişti.
Böylesine güzel bir yere yapılmış olan ev… dökülüyor gibiydi. Sanki ressam tablosunu bitirmek için acele etmişti. Baştan savmaydı bir kere. Özenilmemişti.
Kapı açılıp önüme geçen ailem benim aksime çok neşeliydi. Onlar için doğa her şeyken yaşadığımız evin pek bir önemi yoktu. Ne de olsa içinde yaşayan aile aynı olacaktı.
Başımı gökyüzüne çevirdiğimde içimdeki o garip duyguyu atmak istedim. Adı neydi bilmiyordum ama… benliğimde istemediğim kesindi.
Yavaş ve temkinli bir adım attığımda içimdeki savaşın ara vermesini diledim. Biliyordum ki hayatta her istediğimiz olmazdı ama bunu göz ardı etmemek bizim elimizdeydi.
Son defa gözlerimi bulutlara değdirirken içime cılız bir nefes çektim. Bana yardım etmesini ümit ettiğim ince bir umut dalını…
