Seni sallanarak çirkin bir yazıyla yazıyorum günlük. Yoldayım çünkü. Dönüş yolunda. Sonunda gittim bir kasabaya. Neler gördüm buraya yazsam ne sayfa dayanır ne mürekkep. Yalnız çantalar dolusu resim biriktirdim, bir o kadarını da orada bıraktım. Kendimi önemli bir iş başarmış birisi gibi hissediyorum. Ama hayır, önemli olan ben değilim, önemli ve hazine kadar değerli olan kağıt ve tuvallerin üstündekiler. Ben sadece bir makineyim gördüğümü kağıda geçiren. Gider gitmez başlamadım tabii, önce etrafı keşfettim. Fırın kokan dar sokaklardan ve çamaşır asılı yollardan geçtim. Balkonlardaki çiçekleri suladım içimden. Yoldaki taşları ayıkladım. Doğa hareket halindeydi, kuşları gördüm tellere konan ve dört bacaklı hayvanları çitlerin arkasındaki. İnsanları da gördüm bütün bunların yanında. Zaten amacım oydu. Ama oturup öylece çizivermek olmazdı onları, önce işlerine yardım ettim. Duvar dikiyorlardı bir ucundan ben tuttum. Arabanın arkasına kasaları yüklüyorlardı üç kasa da ben attım. Bir köşeden çıkıp başka bir köşede bittim. Zaten her köşede iş vardı, kimse de sormadı, nedir bu adam, nesidir.
Köyün güvenini kazanmak bir yana, ben deri koltuğunda oturan kravatlı birinin asla güneşin altında terleyeni anlayabileceğini sanmıyorum. Onlar olmaya çalışmadan onları nasıl resmedebilirdim ki? Turist değildim ben. Portakal çizmeye çalışan birinin portakalın tadını bilmeden onu doğru çizebileceğini de sanmıyorum. Bu böyle bir şey. Belki kişisel bir görüştür belki değil, konumuz da bu değil zaten.
Dönüş yolundayım ve ayçiçeği tarlalarının arasından geçiyoruz. Felaketin ayçiçekleri. Felaketin bitişinin ve başlangıcının ayçiçekleri. Evet, bu kişisel bir görüş. Aslında ayçiçeklerine karşı bir antipatim yok ama tarlada çalışanın beynini kavuran güneşi sevmediği gibi, ayçiçekleriyle yan yana gelince içimde canlanan duygu sevinç değil. Yine söylediğim gibi, araştıran bulabilir ve kimsenin sebebini merak etmediğini biliyorum. Yeterince önemli bir insan değilim.
Düşününce oldukça ironik geliyor, hepimiz eşitiz, ama cüzdanımızın ağırlığına göre. Ve bugün burada birinin çırpınıp kağıda dökmeye çalıştığı duyguları görüp anlayan üç kişi varken, takım elbisesiyle mikrofon başındaki insanların mimikleri ekipler tarafından analiz ediliyor. İroni değil bu, ölen umutların tespit edilmediği geniş çaplı bir trajedi.
