Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yanlızlıktan yiyen kemiren yaralar. İlacı olmayan yaralar – yada çoğu zaman bizim olmadığını sandığımız.
Hiç çok yüksek bi ağaçtan düştünüz mü? Dizleriniz, elleriniz yara bere içinde kaldı mı? Acısı hatırınızda mı peki hala? Değildir herhalde – geçmiştir çünkü hem yara hem zaman geçmiştir. Bu biraz basit bir örnek oldu. Peki hiç bütün bir hayatınızı geçirdiğiniz şehire veda etmek zorunda oldunuz mu? Ya da en sevdiğiniz tarafından terk edildiniz mi – hem de sonsuza dek? Daha doğrusu sonunuza dek. Saliha hanım için durum tam olarak böyleydi.
Onun hiç geçmeyecek o en derin yarası bir öncekisinin en büyük devasıydı. Hayatta bazen biraz da böyle olurdu işte. En büyük hüzünler, neşeler, öfkeler en beklemediğin zamanda ortaya çıkardı. En zor sınavın daha zoruyla unutulur, en büyük neşen daha büyüğü ile kesilir, bir pazar akşamı kimseyi beklemediğin bir vakitte çalar en beklediğin kapını. Saliha hanım için de ucu bucağı, devası yok sandığının zehri şifası olmuştu. Ülkesini bir sonbahar veda bile edemeden terk etmek zorunda kalmanın, o insanın ruhunu boğazlar gibi esen güz rüzgarının devası, kırmızı çiçekler dolu bir bahar inancıydı, şimdi amansızca giden. Zaman tanıştırmıştı ikisini, doğru zaman, gurbette geçen zaman, bir zamanlar hiç geçmeyecek gibi hissettiren zaman.
Peki zaman bu yarayı örtecek daha derin bir yara getirir miydi şimdi? Bu hep böyle olmuştu Saliha hanımın hayatında. Özellikle o hiç geçmez sanılan büyük yaralar hep bir sonraki ile kapanmıştı. Gun olmuş onun için şehri terk zamanı gelmiş, en büyük yarasına: İşini yapamamaktan, çocukken dallarından düştüğü ağacın gölgesinde özgürce dinlenememekten, o güzelim kırmızı çiçeklerini balkonuna dizip oturamamaktan, ona hapis olan bu şehirden kurtulma zamanı. Kimseye haber edemeden sanki hiç yaşamamış gibi bütün bir hayatını, çıkıp gitmesi gerekmişti. Bir gece perdeleri hep kapalı güneş gör- kimse görmez evinde son kez sulamıştı saksıda gelincikleri.
–
Kaynakça: “Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”, Kör Baykuş, Sadık Hidayet
Yazarın notu: okuduğumda devamını gerçekten merak ettiğim bu cümleyi ben yazsam nasıl devam ettirirdim diye bir deneme yaptım. İlginç oluyor. Tavsiye edilir.
