“Kral gibi yaşamak benim için kral olmaktan daha iyi.” (Kral Oidipus)
‘Bir kralın ölüşü sonsuzlukla lanetlenmiş bir yasın doğuşudur.’
Bunu öğrendiğimde henüz yirmili yaşlarımdaydım. Küçük bir demircide çalışıyor, bütün gün karanlığın iz sürdüğü dehlizlerde kızgın demirleri dövüyordum. Ellerim daha nasır tutmamış, sırtım bir dağın tepesi gibi kıvrılmamıştı. Kanım deli akardı ve ben üzerime yüklenen yorgunluğun arasında bile yerimde duramazdım.
Sokaklardan eksik olmayan çocuk kahkahalarını dün gibi hatırlarım. Taşlı yolun köşesinde, fırının hemen önünde oluşan sıra zihnimde uzayıp gider; kurabiyelerden, poğaçalardan yükselen keskin tarçın kokusu beni bir an olsun terk etmez fakat bu güzel günlerin yerini yas üflenmiş güllerin aldığı zamanı da hala hatırımda taşırım.
İlkbahar’ın son bulmadığı bu topraklarda uyandığımız ilk kış sabahıydı. Kral’ın ölüm haberi her evin ocağına kara bulutlar gibi çökmüş, bütün gönüllere buzdan tohumlarını ekmişti. Görkemli kralımız için yapılan görkemli bir tören, her şeyin kabullenildiği yer diyebilirim. Sadece günlerimizi alan bir süreçte içimize düşen tohumların büyüyüp birer çınar olduğunu herkesin gözünde görmüştüm. Bu çınar altında insanların kendini teselli ediş şekli hala usumda dolanır, durur. En azından dertsiz yaşadı, en azından kraldı, en azından mezarında bile kral…
Bu işe yaramaz tesellilere ustamın verdiği tepki, beni bugün bile düşündürür. Masasında otururken yorgun gözlerindeki yargı kırıntılarını hiç unutmam. Pürüzlü sesiyle “Bu insanlar bilmez mi” diye başlamıştı sözlerine.
“Hayattaki en ağır mezarlar krallarındır, onlar hiçliğin yükünü bile sırtlarında taşırken onun mezarıyla kendimizi ikna etme çabamız neden? Öğrenmeliler! Kral gibi yaşamanın kral olmaktan daha iyi olduğunu, hafif vicdanlarımızla daha rahat bir hayata sahip olduğumuzu ve sırtımızdan eksilen her yükün onun omzuna konduğunu öğrenmeliler.”
Sözlerinin arasında aldığı hırıltılı nefes hala beynimi kemirir. Bu sözlerin taşıdığı anlamlara hiç değinmem bile. İlk işittiğimde kendimi bulduğum yangın yeri bu hayattaki en büyük tecrübem, bana seslenişi ise ömrüm boyunca aklımda dolanan tek öğüttü.
“ İnsanlar, düşünmezler ama sen düşün. Onun ölümü binlerce insana bölünürken birimizin ölümü onun vicdanına biner ve sakın unutayım deme! Büyük insanların büyük dertleri vardır.”
