Kefaret

Seni unuttum diye kızdın bana dimi? Ama ne yapayım, işim başımdan aşkın, öyle olunca da aklım hep birkaç karış havada. Seni de gömleğimin cebinde unutuvermişim… Şimdi soracaksın, benim orada ne işim vardı, diye. Hani sen bir gün beni sevmekten vazgeçtin ya, işte o gün sen resmin oldun. Seni resminden sevmeye başladım, daha doğrusu; senin yerine resmini sevmeye başladım. Çünkü nefes alıp verebilen sen, ne beni … Okumaya devam et Kefaret

İntikam Ateşi

Bedenimde yanıp sönen ışıklar… Kafamda çalıp duran ninniler… Hangisine tutunacağıma karar veremezken aşağıya salınan ip tüm dikkatimi dağıtmıştı.  “Elysa! Gitmemiz lazım.” İçine sığındığımız binanın üzerinde gezinen helikopterlerin sesi her şeyi bastırmaya yeterken girdiğim transtan çıkmak düşündüğümden daha zordu. Kolumdaki çipi kontrol edip gösterilen çıkışa ilerlerken yapacaklarımdan emin değildim.  “Bundan emin misin?” diyen arkadaşımın uzattığı bıçağı alırken çıkmış olduğum düzlükteki tüm ışıkları üzerime toplamıştım.  Cevap veremezken … Okumaya devam et İntikam Ateşi

Büyülü El – 1

“Her gün geliyor musun peki buraya?” Saklandığım ağacın arkasına daha da sinirken ayağa kalkıp bana dönen mavi gözlerine bakmıştım. “Sadece seni gördüğümde geliyorum. Yoksa burası çok sıkıcı.” Kapılar açıldı ve pembe gökyüzü sarıya boyandı.  “O zaman burada yaşamıyor musun?” “Benim bir evim yok.”derken üzgün değildi. Ama annem bana evi olmayan insanların üzgün olacağını söylemişti. Yalan mıydı? “Ama…” desem de kafamda çok fazla soru vardı.  “Nerede … Okumaya devam et Büyülü El – 1

Tek Başına 46 Yaşında

Bugün doğum günüydü. 46 yıl önce ilk defa gözlerini açmıştı Leyla. Özel bir gün müydü, tartışılır. Ama ilk kez annesini görmüştü, bu özel bir şeydi. İlk kez üşümüştü. İlk kez ağlamıştı. Tam 46 yıl önce bugün. Kuru yapraklarla örtülü sokakta elleri ceplerinde yürüyerek kafeye girdi. Cam kenarındaki bir masaya oturup çikolatalı pasta ve limonata sipariş etti. Sonra da içerideki insanları izlemeye başladı. Ne de mutlu … Okumaya devam et Tek Başına 46 Yaşında

Eksik Bir Son

“Geldim işte… Anlat, dinliyorum” Bir rüzgar esip üzerimizdeki ağacın çiçeklerini kopardı. Tazecik çiçekler dallarından kopup ortalığa dağıldı. Bu görüntü bana nedense çok hüzünlü geldi. Daha yeni açmışlardı, kim bilir ne umutları vardı… Şimdi rüzgarın biri gelmiş onları dallarından koparıp savurmuştu. Hem de her birini ayrı bir köşeye…  “Sen de fark ettin mi çiçekleri?” “Evet, nasıl da savrulup gittiler. Ben de sana, savrulup gidenleri anlatmak istemiştim … Okumaya devam et Eksik Bir Son

Saatler Ve Pilleri

Zamanı durdurmak için yapmam gerekseydi, hiç şüpheniz olmasın beyefendi, evimdeki tüm saatlerin pillerini çıkarırdım. Sonra da günde iki kez doğruyu göstermelerini beklerdim. Eğer mümkün olsaydı, eğer zamanı durdurabilecek olsaydım, emin olun bunu da yapardım. Hatta tüm perdeleri sıkı sıkı çekip kendimi de eve hapsederdim de günün doğup batması günleri benden çalamazdı. Bu da elalem denen o meşhur grupla aramızda zaten evvelden beri bozuk olan muhabbetin … Okumaya devam et Saatler Ve Pilleri

Sarsıntı

Tamam şimdi burası senin yatağın. Burası tuvalet. Böyle açılıyor sonra üstüne oturuyorsun.  Ding dong. Aa zil çaldı kim gelmiş olabilir ki? Tak tak. Tamam geldim geldim! Buyrun siz kimsiniz. Ben komşunuzum. Size yemek getirdim. Lahmacununuz çok güzel olmuştu. Aaa teşekkürler. Ee görüşürüz.  Kapıyı kapatalım. Şimdi işe gideceğiz üstümüzü değiştirelim. Etek nerde? Buldum, eteği giyelim. Ceketi de giyelim. Önü kapanmıyor ama olsun zaten hava sıcak. Çantamızı … Okumaya devam et Sarsıntı

Sürgündeki Günler – 2

Gözlerimi dikmiş olduğum duvardan çekmek geçen her saniyede zorlaşırken kafamda çizmiş olduğum soy ağacımız işleri daha da zorlaştırmıştı. Ben Prens Eric Marschald, ikiz kardeşim Prenses Elenior ile sözde işlediğimiz kraliyete karşı suçtan ötürü yerini dahi bilmediğimiz bir kalede tutsak tutuluyorduk. Hoş, buradaki herkes prens olmamdan dolayı istediğim her şeyi yerine getirmekle yükümlü olsalar da ellerimin bağlı olması geri kalan şeyleri silebiliyordu. Kral Zack Marschald… Babam… … Okumaya devam et Sürgündeki Günler – 2

Kelebeğe Mektuplar – 4

Sevgili Kelebek, Uzayıp giden yolun arkasından daldığım düşüncelerim sanki cama yansıyordu. Gözlerim gördüklerimden çok fikirlerimde gezinirken elimi uzatıp radyoda çalan müziğin sesini biraz daha açmıştım. Evet bugün sana hayatımdan bir günü anlatacağım. Daha öncesinde hiç mutlu bir anımı yazmadığımı fark ettim ve bu senin gibi iki günlük ömrü olan bir dostuma acımasızlık olurdu. Yürümeye çalıştığım yola çıkarken arkamı yasladığım insanlar sayesinde yüzümden gülümsemem asla eksik … Okumaya devam et Kelebeğe Mektuplar – 4

Dönebilir Misin Eve Yine De?

“Rüzgar hazır mısın bir şiir dinlemeye?” Diye bağırıyorum, rüzgar anlamış gibi bir coşuyor. Yıllardan beri uğramadın buralara Hiç özlemedin mi beni yoksa Sensiz bir yarım eksik sanki Bilirim, bilirsin ne hissettiğimi Neredesin bu baharın ilk cemi Yeni hayaller filizlenmiyor sensiz Neredesin bu dikenin gülü Dallar elime batıyor çiçeksiz Bilirim unutmazsın dönüş yolunu Ne kadar uzaklaşsan da buraya dönersin Fısıldardın kulağıma ayrılıklardan önce Seven sevgiliye giden … Okumaya devam et Dönebilir Misin Eve Yine De?