Kayboluşa Meyilli Günlük – 2

Müze gezmeyi severim. Gezmeyen sanatçıyı da anlamam. Bencil bir davranıştır bana göre senin gibi olan, dünyanın her yerinden, bambaşka insanların emeklerini görmezden gelmek. Eğer asıldıysa bir resim müzenin duvarına, saatler öteden beni çağırır onu görme arzusu. Tanımadığın birinin elleriyle yaptığı şeye bakıp onu anlamaya çalışmak heyecanlıdır. Kompozisyondan girersin, renklerden çıkarsın. Arkeologlar uğraşadursun, sen sadece gözlerinle bir gizemi, bir tarihi, yaşanmışlıkları ortaya çıkarırsın. Komiktir, çünkü bazen … Okumaya devam et Kayboluşa Meyilli Günlük – 2

Kayboluşa Meyilli Günlük – 1

O felaketten sonra diye başlamak istiyorum. Felaketin ne olduğunu söylemeyeceğim. Olur da gelecekte günlüğümü bulurlarsa araştırıp öğrenebilirler, çünkü bir ben yaşamadım ve gizli saklı değildi. Yine de bu kalemi elime derin ve karanlık günleri yazmak için almadım. Dediğim gibi, isteyen açıp bakabilir. Gözü olan görebilir ve araştıran bulur. Çok uzakta değil, burnunun dibinde bulur. O felaketten sonra hayatın rüzgarı, ne rüzgarı resmen kasırgasıyla diğerleri gibi … Okumaya devam et Kayboluşa Meyilli Günlük – 1

Kelebeğe Mektuplar – 6

Sevgili Köpük, Sana bunları yazarken ellerimin titriyor olmasını görmezden gelemiyorum. Yutkunuyorum, belki boğazımda oluşan yumru gider diye. Ama fayda etmiyor, sessizce devam ediyorum sana yazmaya. Bugün, bu zamana kadar verdiğim savaşta yenildim. Her ne kadar sana iyi olduğumu hissettirmeye çalışıyor olsam da… Bugün kaybettim. Bu hayata devam edebilmek için insanın tutunabilmesi gereken şeyler olurdu demiştim sana bir mektubumda. Ben sana tutunmuştum biliyor musun? Her ne … Okumaya devam et Kelebeğe Mektuplar – 6

Kelebeğe Mektuplar – 5

Suyun üzerinde hareketsiz duran bir köpük gibiyim sevgili dostum. Dokunsalar ağlarım belki, emin değilim. İçim içimi yiyor ama ben yerimden kalkıp kimseye bir şey diyemiyorum. Sanki… Sanki içimdeki kelebek kozasından çıkmaktan korkuyor. Belki çıktığında onu kozası gibi koruyamayacağımı biliyor da çıkmıyordur. Bilmiyorum. Aslında biliyor musun, seninle çok benziyoruz. Sen ne kadar naif ve hassassan ben de bir o kadar hassasım. Yani sana karşı. Gerçeklerimi bilmen … Okumaya devam et Kelebeğe Mektuplar – 5

Mutlu Ol Lotte

İlk ve son kez böyle konuşacağım, yazacağım yani. Aylarımı saran o karabasandan kurtulmam lazım. Üzgünüm Lotte, ama aşk öyle toz pembe değilmiş. En azından bir aşka üçüncü kişi olarak dahil olmaya çalışan benim gibiler için… Şimdi bu mektubun seni üzmesine izin vermeyeceğine söz ver. Eğer içinde küçük bir tereddüt bile varsa, lütfen hemen kağıtları yırt ve gördüğün ilk ateşe at. Kendimi rahatlatmak için seni üzmeye … Okumaya devam et Mutlu Ol Lotte

Benden Bana Benim Hakkımda Bir Mektup

Ekim ayındayız. Sonbaharın eylül olamadığı için dışlanan ayıymış. Eylülde romantik yağmurlar, renkli şemsiyeler, kahveler ve kitaplar varmış. Öyle diyorlar. Asla öyle hissetmedim. Kasımda doğdum. Kasım hiç sonbahar gibi gelmedi, benim için yıl yaz ve kış olarak ikiye ayrılıyor. Yaz yaklaştıkça seviniyorum. Aylar o kadar hızlı geçiyor ki bırak ekimi, eylülü, yılbaşına ne zaman nasıl giriyoruz onu bile anlamıyorum. Aylara verilen değer çok farklı, mevsimler çok … Okumaya devam et Benden Bana Benim Hakkımda Bir Mektup

Kelebeğe Mektuplar – 4

Sevgili Kelebek, Uzayıp giden yolun arkasından daldığım düşüncelerim sanki cama yansıyordu. Gözlerim gördüklerimden çok fikirlerimde gezinirken elimi uzatıp radyoda çalan müziğin sesini biraz daha açmıştım. Evet bugün sana hayatımdan bir günü anlatacağım. Daha öncesinde hiç mutlu bir anımı yazmadığımı fark ettim ve bu senin gibi iki günlük ömrü olan bir dostuma acımasızlık olurdu. Yürümeye çalıştığım yola çıkarken arkamı yasladığım insanlar sayesinde yüzümden gülümsemem asla eksik … Okumaya devam et Kelebeğe Mektuplar – 4

İstanbul’a

İstanbul, cümleye nereden başlayacağını bilemediğin anlar olur. Bu bana mevzu çok derin olduğu zaman çok sık oluyor. Ama edebiyatım kuvvetlidir. Bir şekilde bulurum bir yolunu cümleye başlamanın. Ama konuşamadığım, söze başlayamadığım tek bir konu var: sen İstanbul. Sen kimsin İstanbul? Neden mevzu sana geldiği zaman dilim tutuluyor? Bebekliğim misin? Çocukluğum musun? Yuvam mısın? Saçımı okşayanım mısın? Beşiğim misin? Kalbim misin? Aldığım derslerim misin? Hatalarım mısın? … Okumaya devam et İstanbul’a

Kelebeğe Mektuplar – 3

Bugün yine gözlerimden bir damla yaş aktı sevgili kelebek. İnsanların düşündükleri beni o kadar bunalttı ki en sonunda dayanamayıp yatağımda ağladım. Ufacık hissettim kocaman bedenimi birden bire. Birisi gelse beni görmeyip fark edemeyecek zannettim. Kendimi o kadar soyutlanmış hissettim ki bu dünyadan kendi varlığımın gerçekliğini sorgulamak bile zor geldi. Perdeleri kapalı karanlık odamın içinde sessizce yatarken düşüncelerim canımı yakıyordu. Eskiden olduğum kişi benimle aynı ruhu … Okumaya devam et Kelebeğe Mektuplar – 3

Kelebeğe Mektuplar – 2

15 Gün Daha 15 gün olmuştu. Bu şeye hapsolalı daha 15 gün olmuştu. Kalbim kırık bir şekilde her gün aynı yere aynı saatte giderken… Yorulmuştum. Bazen “Artık yeter, bununla da baş etmek zorunda kalmak istemiyorum.” demek istiyordum ama neye yarıyordu ki? Kimse geriye dönüp hatalarının farkına varmak istemezdi sonuçta. Sadece hayatlarını yaşayıp bizleri kendilerine muhtaç bıraktıklarını düşünürlerdi. Ne kadar da komikti.  Bir şeyle, olayla ya … Okumaya devam et Kelebeğe Mektuplar – 2