Kaboluşa Meyilli Günlük – 7

Defterin yarısında bile değil, anlatımın sonundayız. Bir ressamın fizyolojik olmayan sonundayız. Kabul edilmiş bir son. Pes edilmiş. Söz verdiğim gibi gittim o kasabaya günlük. Mahcubiyet ve utançla gittim ama pişman olmadım. Kasaba insanları bana kızgınlıklarını hiç belli etmediler. İtiraf etmem gerekirse beni çok çabuk kabul ettiler. Hemen ortalarına oturmadım tabii ki, önce etrafı turladım o gün. Havada nefes almayı zorlaştıran bir nem vardı. Nefes nefese … Okumaya devam et Kaboluşa Meyilli Günlük – 7

Sessiz sedasız

Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yanlızlıktan yiyen kemiren yaralar. İlacı olmayan yaralar – yada çoğu zaman bizim olmadığını sandığımız. Hiç çok yüksek bi ağaçtan düştünüz mü? Dizleriniz, elleriniz yara bere içinde kaldı mı? Acısı hatırınızda mı peki hala? Değildir herhalde – geçmiştir çünkü hem yara hem zaman geçmiştir. Bu biraz basit bir örnek oldu. Peki hiç bütün bir hayatınızı geçirdiğiniz şehire … Okumaya devam et Sessiz sedasız

Dışarıyı İzlerken Benliğini Unutanlar

Yıllar boyunca çabaladığın ama bir süreden sonra vazgeçtiğin kaç tane şey vardı? Sırf umudun yitti diye, ya da canın sıkıldı diye… Mazeretin, mazeret olması için hangi şartlar gerekliydi? Kimse bilmezdi oysa ki. Kendi kurallarımıza göre yazdığımız hayatta bir başımıza savaşırdık. Benliğimizle.  Arkamıza dönüp baktığımızda gördüğümüz o harabe alanı gitgide büyürken tek istediğimiz başarmaktı aslında. Yani gerçeğinde… Ama biz bir hayal dünyasının içinde yaşıyorduk.  Çabalamadan, etrafımızdakilerin … Okumaya devam et Dışarıyı İzlerken Benliğini Unutanlar

Mahalle Anıları – 2

“Neden bunu yapmalıyız demiştin?”  Bade’nin emin olamayan ses tonuyla birlikte Caner’in gözleri beni bulurken kocaman sırıttım.  “Çünkü çok eğlenceli.” “Ama hiç güvenli deği-“ “Ben yaptım diyorum. Bak hala karşısınızda sapasağlamım.” Bade’yi susturup kendi vücudumu gösterirken Enes arkamdan babamın masasından aldığımız kamerayı kurcalıyordu.  “Hadi ama Caner, amma sızlandın sende. Korkuyorsan söyle Enes yapar.” Caner’in yüzü kızarırken istemsizce bağırdı.  “Ne korkması be! Yapacağım dedim ya.” Bisikletinin kaskını … Okumaya devam et Mahalle Anıları – 2

Nisan Yağmuru

Bu nisan solan yüzlerce çiçek gibi Sen de mi soldun Sümeyra? Sırtına taşlar dikmiş kader. Kalbine uğramadı değil mi Çok uzaklardaki nevbahar? Ağır parmaklarıyla boğmuş keder. Duysam ben de inanmazdım ama,  Her şey iyi olacaktı Sümeyra… Bir ses duyuldu Adapazarı’ndan. Nisan yağmuru olup taştın gözümüzden O yağmurlarda çırpınan bir avuç insan İçindeki düğümü çözebilecek miydi Sümeyra? Has baharı önce sana gösterdi felek, Bizimse nisan yağmurlarını … Okumaya devam et Nisan Yağmuru

Düşünce İnsanı

Ne düşüneceğini bilmiyordu. Sayfalarca düşünce vardı aklında. Eski sayfalar, temiz sayfalar, buruşmuş sayfalar, ezilen sayfalar, çekmecelere sıkışmış sayfalar, yakılmış sayfalar, artık orada olmayan sayfalar, matematik defterinin kareli sayfaları ve daha birçok sayfa… Kendine eziyet ediyordu. Bu kadar düşüncenin nasıl üstesinden gelebilirdi… Herkes bu kadar düşünüyor muydu? Yoksa düşünmeyenlerin payı da mı kendine düşmüştü? Sayfalar dolusu düşünce gökten yağarken diğerleri kaçmış olmalıydı. O ise durup hepsini … Okumaya devam et Düşünce İnsanı

İstisna Tanışma

Buyrun efendim bir sandalye çekin de oturuverin karşıma. Kendimi tanıtmaya geldim size. Siz benim kim olduğumu bilmiyorsunuz. Birileri beni tanıyacak diye ödüm kopuyor da maske üstüne maske takıyorum her sabah evden çıkmadan önce. Benim kim olduğuma dair hiç bir fikriniz yok anlayacağınız. O yüzden oturun karşıma da dinleyin. Bir daha anlatır mıyım bilmem. Anlatsam da bu kadar yüksek sesle bir daha anlatmam. Diceğim o ki, … Okumaya devam et İstisna Tanışma

Fısıltı

Ay parıldıyor bu gece Deniz kenarında dalgaların sesiyle Esen her rüzgar senin kokunu taşıyor Kıyıya vuran her dalgada senin sesin geliyor Sevgi böyle bir şey miydi Kalpte bir burukluk bir hüzün  Ayın önüne geçen bulutlar gibi Gittikçe gözden kaybolan bir yelkenli gibi Zamanı geldiğinde kıyısına gelebileceğin bir liman olmaktı benim hayalim Kum tanesi gibi özlemim  Sonsuzdur seni bekleyişim  Ve zaman geçiyor Geceler birbirine karışıyor Dalgalar … Okumaya devam et Fısıltı

Mor Menekşeler

Ah annemin o mor menekşeleri; Ne yapıp edip bir türlü sevemediği. Biraz mutfak camı, biraz kiler  Hep kuytuda bir yerler. Aslında biraz güneş yeter. Menekşeler hemen yerini sever. Peki ya annem  Annem ne menekşeleri,   Ne menekşe vereni, Ne kendini… Kendinden ötürü vereni, Verenden ötürü menekşeleri,  Kimseyi sevemez annem. O menekşeler her şeye rağmen bekledi onu Bilmem kaçıncı günü eğmiş boynunu  Oysa tek isteği biraz sevgi … Okumaya devam et Mor Menekşeler

İki Kalp

‘Gözlerin yansıyor soğuk trabzandan Nefes almıyorum buğulanmasın diye Güneş gören sebzeler gibi kızarıyorlar Giderek daha fazla, Güneşin eksikliğini bilseler de  Seninse buruk saçlarının uçları Çekirdeğini kaybetmiş bir kabuk gibi Konuşmuyorsun, bilsen de Susarken bile sesinin titrediğini ‘Arkamdasın, hiç olmadığın gibi Halimi görüyorsun, Biliyorsun duymak istediklerimi, Son dönüşü kaçırdığımı biliyorsun Öyle, ama gördün mü? Başını uzatan çiçeği karın altından Sonuncu olmadığını, son dönüşün  Dünyanın yuvarlak olduğunu … Okumaya devam et İki Kalp