Şok Tedavisi

Herkesin Anlatılacak Bir Hikayesi Vardır Babam Gönen Köy Enstitüsünde üçüncü sınıfa kadar okumuş. Arkadaşları arasında çıkan bir kavgada, altta kalan arkadaşını kurtaracağım derken; ister istemez kavgaya dahil olmuş. Kavgadan dolayı disiplin kuruluna verilmişler. Kavga içindeki şiddet ve yaralanmalardan dolayı ceza alınca; dedem de, onu, “işim zaten çok” diye okuldan almış. Onun tahta bavulunda köy enstitüsü fotoğraf ve dergilerini sakladığını gördüm. Biraz mektep medrese yüzü görmesine … Okumaya devam et Şok Tedavisi

Kayıp Oyuncaklar

Bir avuç çocukla birkaç avuç yetişkinlermiş. Birileri ışıkları kapatmış. Karanlık çökmüş. Göz gözü göremez, birbirine güven veremez olmuş. Birbirine tutunan eller kopmaya başlamış. O karanlığın içinde ne kadar arasalar da birbirlerini tekrar bulamamışlar. Hep başka bir elin, başka bir dostun varlığına alışık olduklarından önce afallamış sonra da çökmüşler. Korkmuşlar anlayacağınız. Çocuklar korkmaya zaten alışıkmış. Korkmaya alışık olduklarından çok önemsememişler. Onları asıl korkutacak şey anne babalarının … Okumaya devam et Kayıp Oyuncaklar

Nedimeden Hallice

Dünya evine giren Senin canından canmış Sana düşen rol Nedimeden halliceymiş Gidemeyen olmak sana düşmüş Sen hayallerinle beraber düşmüşsün Gerçek hayatta ve hatta rüyada Olmak üzere üçer defa Defalarca düştüğün ve kaçtığın günün Hikayesine hiç girmeyeceğim Zira biz seni kovaladık Haftalarca sen kaçtın biz kovaladık Sonra bir çay bardağına takıldık kaldık Ben mutfakta çayın demini akıtırken Sen içini boşaltmışsın Bardak ve kaşık bağırmaya başlamış Benim … Okumaya devam et Nedimeden Hallice

[Da]yanmak

Yeri ıslatan damlalar gibi Kayıp yapraklardan Beyaz kumaşa konulmuş acıları Kayıp insanların Kayıp fısıltıları dökülen çadırlardan “Durun, bir vedam kalmıştı.” İçime atıp beklettiğim vedam Hareketlenirse batar kemik kırıkları “Duracak toprak kalmadı, Yürüyün!” çocuk ve adam Tek gözünü açmak dipsiz bir karanlığa Pis kokulu bir kabusa uyanmak Dayanmak kuru bir ağaca Durmadan Molozlardan bir bakışı anmak İçten dışa yanmak Sadece yanmak Okumaya devam et [Da]yanmak

Son Üç Ay

Sevgili Anneciğim, Bugün bensiz üçüncü ayın Bu üç ay Benden üç ömür götürdü Eskiden sahilde bir yazlığımız vardı Akdeniz’in nefis tuzu kokan Saçıma başıma kum toplar gelirdim Hatırlamazsın sanırım Şimdi tam oralara gitme zamanı yılın Terasta bir akşam üstü Karpuz, beyaz peynir, taze fasulye Zahmetsiz Akdeniz yaz soframız Abim şimdi bütün evi doldurmamış gibi Elinde kovası çıkar gelir Bir dolu deniz kabuğu Yusuf hamakta uyuyakalmış … Okumaya devam et Son Üç Ay

Kabustan Uyanmak – 2

Her şeyin sonu ölüm derler? Peki ben neden şu an buna inanmıyordum? Ölüm gerçekten de bu kadar abartılacak ve korkulacak bir şey miydi? Parmak uçlarım saçlarımın köklerini soyarken elime takılan kırık bir kökü canımın acısını umursamadan çekip kopardım. Kafamın içi gördüğüm kabuslardan dolayı allak bullakken bu dışına da yansımıştı. Sonuç olarak sürekli dökülen saçları ve bunu engellemek yerine onları daha çok yolan bir ben vardım. … Okumaya devam et Kabustan Uyanmak – 2

Günaydın Efendim

Benimle bir sabaha hoş geldiniz efendim. Sırtınızı arkaya yaslayın ve keyfini çıkarın. İyi seyirler! İşte koridorun sonundaki bu oda benim. Çekinmeyin canım, girin içeri, yabancı değilsiniz. Perdeleri geceden açık unuttuğumdan, çoktan gözünüze çarpmıştır zaten, apartman boşluğuna nazır bir odam var. E zaten apartman boşluğuna bakıyor pencere, perdeleri kapatmaman sorun olmaz zaten, gibi masum düşünceler gelebilir aklınıza ama alışkanlık işte… Can çıkmayınca huy çıkmaz diye boşuna … Okumaya devam et Günaydın Efendim

Kelebeğe Mektuplar – 5

Suyun üzerinde hareketsiz duran bir köpük gibiyim sevgili dostum. Dokunsalar ağlarım belki, emin değilim. İçim içimi yiyor ama ben yerimden kalkıp kimseye bir şey diyemiyorum. Sanki… Sanki içimdeki kelebek kozasından çıkmaktan korkuyor. Belki çıktığında onu kozası gibi koruyamayacağımı biliyor da çıkmıyordur. Bilmiyorum. Aslında biliyor musun, seninle çok benziyoruz. Sen ne kadar naif ve hassassan ben de bir o kadar hassasım. Yani sana karşı. Gerçeklerimi bilmen … Okumaya devam et Kelebeğe Mektuplar – 5

Sen Ağladığında Saksıdaki Çiçekler Solardı

Sen ağladığında Saksıdaki çiçekler solardı Hem de nasıl solmak Çatalla bakışırdık Kendimi izlerdim daha doğrusu Yansımadan Sana bakamadığımdan Anlatırdın Boğazına batan dikenler yokmuş gibi Anlatırdın ve susmak gelirdi elimizden Elimiz örtünün altında olurdu Ya da çenemizde Çünkü bir yere uydurmak zordu Sen anlatırken batardı gözüme Parmaklarım utanırdı Senden duyduklarından Duvar da bakardı İlginç ama bakışırdınız Biz yokuz gibi Hiç görmediğin bir sahneyi anlatırdın Ani olurdu … Okumaya devam et Sen Ağladığında Saksıdaki Çiçekler Solardı

Benden Bana Benim Hakkımda Bir Mektup

Ekim ayındayız. Sonbaharın eylül olamadığı için dışlanan ayıymış. Eylülde romantik yağmurlar, renkli şemsiyeler, kahveler ve kitaplar varmış. Öyle diyorlar. Asla öyle hissetmedim. Kasımda doğdum. Kasım hiç sonbahar gibi gelmedi, benim için yıl yaz ve kış olarak ikiye ayrılıyor. Yaz yaklaştıkça seviniyorum. Aylar o kadar hızlı geçiyor ki bırak ekimi, eylülü, yılbaşına ne zaman nasıl giriyoruz onu bile anlamıyorum. Aylara verilen değer çok farklı, mevsimler çok … Okumaya devam et Benden Bana Benim Hakkımda Bir Mektup