Balıklar Ağlamaz

Yine bir gün güneş doğduğunda ve odaya dolan ışıkla etrafı net görebildiğinde her zamanki garip yerinde olduğunu anladı. Her seferinde bu arkası görünen ama bir türlü geçilemeyen yerde başlıyordu gününe. 

Her gün onu garip şekilli kırıntılarla besliyorlar, kendi aralarında eğlenerek lakap takıyorlar ve yalnız başına burada bırakıyorlardı. Birkaç haftada bir suyunu değiştiriyorlar ve onu mutlu ettiklerini düşünerek vicdanlarını rahatlatıyorlardı. 

Halbuki bir saniye yüzüne bakan anlayacaktı mutlu olmadığını. Her gün aynı yerde dönüp duran ve yemek saatleri birilerine bağlı olan biri mutlu bir şekilde yaşayabilir miydi? Bunu onların zaten biliyor olması gerekmiyor muydu?

Okyanustakilere, denizdekilere ve akarsudakilere özeniyordu. Kuru bir hasret vardı içinde. Satıldığı yere çok küçükken getirilmişti ama doğduğu yerin anılarını sisli bir perdenin ardında kalmışçasına hatırlıyordu. Ailesini hatırlıyordu. Eskiden yaşadığı kayalık bazen gözünün önünden gitmiyordu.

Kendisine anlatılan masallar birden hatıralar kapısını tıklıyordu. Hatırlıyordu kendisine anlatılan iki balığın masalını. Evet bunu çok iyi hatırlıyordu;

Dünyaya gelmeden önce iki balık kuyrukları bitişik bir şekilde yaratılır. Bu halde asla yüzemeyeceklerini anladıklarında kuyruklarını koparmak zorunda kalırlar ve derin sulara karışırlar. Zihinlerini hayatları boyunca ayrıldıkları balık meşgul eder. Bu yüzden düzgün düşünüp karar veremezler. Afallarlar.

Belki de insanlar bu yüzden balıkların unutkan olduğunu düşünüyorlardı.

Odanın kapısı yavaşça açıldı. İşte yine geliyordu elindeki yem kabıyla. Hayatında her gün gördüğü tek balık yem paketin üstündeki turuncu balıktı. 

Bunu fark ettiğinde donakaldı, yaşadıklarını düşündü. Tüm bunları hak etmiş olması mümkün müydü?

O kimseye zararı dokunmayan bir hayvandı ve şu an içinde dönüp durduğu şey sıcaktan kavruluyordu. Belki kendini evde gibi hissetmesi için çeşitli resimler asmışlardı ve plastik maketler koymuşlardı, ama ne kadar işe yarayabilirdi ki? Hepsi sadece özlemi daha kötü hissetmesine yol açıyordu. Geldiği yerden kalan hatıraları bir bir siliniyordu. Hatıraları azaldıkça içindeki hasret büyüyor, bulunduğu yer gitgide daha yabancı hale geliyordu.

İnsanlara güvenemiyordu bu yüzden gece gözleri açık uyuyordu.

Adam ona baktı, anlamıyordu. Onun orada nasıl hissettiğini anlamıyordu. Bu işkencenin bir sonu yoktu. Her seferinde ölene kadar burada kalacağına daha çok inandırıyordu kendini. İnsanların değimiyle müebbet yemiş bir mahkum gibiydi.

Bir içinde yüzdüğü camdan fanusa, bir de tepesindeki boşluğa baktı. Gözlerinden akan yaşlar suya karıştı. Onun da duyguları yok muydu? Sadece insanlar değil balıklar da ağlardı. Ama küçük bir farkla;

Balıklar insanların ağladığını görürken, insanlar balıkların ağladığını göremezdi.

Balıklar Ağlamaz” üzerine bir yorum

Pinar Cetin için bir cevap yazın Cevabı iptal et