Güneşten nefret ettiğimi daha önce hiç söylemiş miydim?
Ya da sürekli olarak dışarı çıkmak istesem bile bunun sebebinin esen rüzgar olduğunu…
Bir öğle vakti, her zaman olduğu gibi yine dışarıdaydım. Güneşin tüm ışınları sanki beni saklandığım yerden çıkarmak istiyor gibiydi. Bense uzanmış olduğum çimenlerin arasında sessizlik içinde sefa sürüyordum. Gece uyumuş olsam da kapanmak için ısrarcı olan gözlerime karşı koymak bir süreden sonra çok zordu.
Her günüm böyleyken alt mahalleden geçen TT’de bir gariplik vardı. Sanki mutsuz gibiydi. Sanki uzun zamandır aradığı diğer yarısını bulamamış gibiydi. Çok da takmamaya çalışarak geri yerime yattığımda yanıma gelmişti. Hiçbir şey demeden diğer yanıma uzandığında başını karnıma yaslayıp küçük bir çocuk gibi kıvrıldı.
İçimden gelen başını okşama isteğini bastırıp gözlerimi bir kez daha kapattım. Hayat garipti, insanlar etrafta koşturup dururken biz kediler her şeyi bulunduğumuz ortamdan izlemek zorunda kalıyorduk. Bazen diyordum acaba bizim nasıl düşündüğümüzü ya da onları nasıl gördüğümüzü merak ediyorlar mıdır?
Çünkü buradan bakıldığında hepsi aynı şekilde duruyordu.
Kendi dünyalarının sahipleri…
Karnımda bir ıslaklık hissettiğimde başımı kaldırıp beni yalayan TT’in isteğini kırmadım. Bende onu temizlemeye başlarken güneş yerini değiştirmişti. Bahçemiz artık tamamen gölgelerle kaplıydı.
