Sevgili anneciğim,
Nasılsın, iyi misin?
Ben pek iyi değilim. Şimdi seni ve beni düşünüyorum. Geçmişi – bir türlü geçmeyişini ve senin benden nasıl geçtiğini.
O Ramazan kapımın önünden kaç kere geçtiğini hatırlıyor musun anneciğim? O akşam iftar için, sonra sahur ve yine ertesi gün akşam… Ayak sesini her duyduğumda bana geldiğini sandığım… Niçin bir kere olsun tıklamadın kapımı? Peki geçen kış okul biterken, hatırladın mı? Salonda inşaat varken arkadaşlarımın gelmesine izin vermediğinde, babamı beni almaya yolladığında… o konsere yollamadığında, şimdi saysam bitiremem, bunca defa kapımın önünden nasıl geçtin anne? Bir kere bile tıklatmak istemedin mi, şöyle bir başını eğip bakmak?
Kapının önünden nasıl geçtin bilmiyorum ama benden nasıl geçtin biliyorum, hatırlıyorum anne. O gece, her şeyin başladığı o gece. Her şeyin başladığı ve bittiği. Unutmadım o gece ayın ışığı nasıl sızdı camımdan kanlı bıçak gibi nasil kesti aramızı. Nasıl koparıp aldı kara gece seni benden ve beni de senden. Duvarların hüznünü hatırlıyorum asırlık bir yalnızlıktı sanki tepelerine çöken. İçeride ne sen ne ben vardık o gece. Kavurucu yakıcı bir soğuk kapı aralığından süzülen, zifiri bir aydınlık pencereden sızan ve terk edilmiş dört duvar kimsesiz. Yatağım, yatağım sabaha kadar feryat figan sustu. Sağır edici bir sessizlikle inledi duvarlar.
Sen benden vazgeçtin. Hiç sevmemişsin, hiç güzel kızın olmamışım gibi ve sanırım benim için en kırıcı olan da şu ki: bir daha sevmemek üzere, hatırladın mı şimdi nasıl geçtin benden ve gecelerce, günlerce kapımın önünden? Benim seni çok beklediğimi bil isterim anneciğim, belki sen de beni bekledin. Ben gelemezdim sanırım sana çekmişim. Eğer sen benden bir kez olsun özür dilemiş olsan ben de senden dilemeye erinmezdim. Bazen duyardım mutfakta sessizce ağlardın ama bütün bunların bize hiçbir faydası olmazdı. Bilirsin ben sana kıyamazdım ama ben de sen bana kıyana kadar kıyamazmışım sana.
Kendine iyi bak anneciğim Bana hiç bakmadığın kadar iyi bak.
Sevgilerimle
Güzel kızın
