Sevgili Mösyö Meursault,
Size nasıl olduğunuzu sorarak başlamayacağım çünkü nasıl olsa “fark etmez” diyeceksiniz. Ama umarım iyisinizdir. Ben aldığım haberden sonra şaşırtıcı bir şekilde iyiyim sanırım. Yanlış anlamayın, idam edilecek olmanıza sevinmedim; lakin artık bir şeylerin belli olması beni bir tüy gibi hafifletti. Zira bir şeylerin bu denli belirsiz olması çok yorucuydu. Her gün ne olacağını bilmediğim bir evlilik kararı ile uyuyor, karşılık görüp göremeyeceğimi bilmediğim, artık kalbimi beslemek yerine boğan bir aşkla uyanıyordum.
Sanmayın ki sadece yatağa girdim mi sizli düşünceler alırdı beni. Ne zaman o ihtiyar komşunuz ve köpeği ile karşılaşsam sizi soruyor, görüş günlerinizde kendimi mütemadiyen buraya gelirken buluyordum. Denize girdiğimde birlikte yüzdüğümüz o gün beni buluyor ama ben sizi bir türlü bulamıyordum. Aslında siz o daracık hapishaneye düştüğünüz gün bir son bulmalıydı bütün bunlar. Artık evlenemezdik ne de olsa ve sizin de beni bir türlü sevmeyeceğiniz belliydi; ama insanı kimi zaman umutsuzluk değil, umut öldürür.
Bana karşılıksız sevgiye olan inancımı ve iki kişilik sevme umudumu kaybettirmenize rağmen sizden öğrendiğim şeyler de oldu. Şimdi sizin kadar “farketmezci” davranamıyorum belki ama bazen yaşandığına o kadar da değmemiş günler olabileceğini, hayatta aldığımız en büyük kararların aslında o kadar da büyük olmadığını ve en çok da bir yakınını kaybetmenin dünyanın sonu olmadığını öğrendim. Hatta belki sizin gibi yaparım; sizin darağacına götürüleceğiniz o günde- sanırım o gün olması da gerekmez- herhangi bir haftanın herhangi bir gününde hayaliniz olmadan uyuyup gölgeniz olmadan uyanırım. Ardından sahile ve belki sahilde gördüğüm bir beyin evine giderim. Beklemediği bir anda ona sizden bahsedebilirim, belki de bahsetmem.
Şimdi mektubumun sonuna gelirken- okuyup okumamanız fark etmez- size dışarıdan biraz bahsetmek isterim. Bay Salamano hâlâ huysuz köpeği ile uğraşıyor. O uğruna adam vurduğunuz dostlarınız- ki anladığım kadarıyla tam olarak onlar için de yapmadınız bunu- evinizi yağmaladılar. Ben bir defa annenizin mezarını ziyaret ettim ama mezar ziyaretleri de ölen kişiye bir fayda sağlamaz sanırım. Bugün veya dün veyahut yarın, kavurucu bir güneşin altında sizi unutana dek… Buradan sonra ne desem anlamsız, nasıl olsa görüşemeyiz; kendinize iyi de bakamazsınız artık, sağlıcakla hiç kalamazsınız. Yine de bir son olsun, bilinen bir sonumuz olsun. Günün birinde o kavurucu güneşin altında sizi anlatırken “sonra ne oldu” dediklerinde verecek bir cevabım olsun.
Görüşmek üzere,
Marie
