Minyatür Birleşmiş Milletler

Ancak ‘Tanrı’nın ülkesine giden yol’ diye Türkçeye çevirebilirdim, eski evimize giden otobüs hattının adını. C2 hattıyla yıllar ve yollar boyu süren yakınlığımızdan sonra aramızda farklı bir bağ oluşmuştu. Artık yollarımızı ayırmış olsak da, kendisini anmak için C2’de tanık olduğum ilginç görüntülerden bahsedeceğim. Bu otobüse binenlerin hedefi ikiye ayrılıyor. Mülteci kampı veya eski askeri lojmanlar. Lojmanlarda da yabancılar çoğunlukta olduğu için otobüste genellikle yerli görmek zor … Okumaya devam et Minyatür Birleşmiş Milletler

Kayboluşa Meyilli Günlük – 2

Müze gezmeyi severim. Gezmeyen sanatçıyı da anlamam. Bencil bir davranıştır bana göre senin gibi olan, dünyanın her yerinden, bambaşka insanların emeklerini görmezden gelmek. Eğer asıldıysa bir resim müzenin duvarına, saatler öteden beni çağırır onu görme arzusu. Tanımadığın birinin elleriyle yaptığı şeye bakıp onu anlamaya çalışmak heyecanlıdır. Kompozisyondan girersin, renklerden çıkarsın. Arkeologlar uğraşadursun, sen sadece gözlerinle bir gizemi, bir tarihi, yaşanmışlıkları ortaya çıkarırsın. Komiktir, çünkü bazen … Okumaya devam et Kayboluşa Meyilli Günlük – 2

Ölümlü Güneş

Yaz yağmurunun ardından Yüz güldüren ölümlü güneş Ağustosun bir ömürlük böcekleri Sersemliğin, uykusuzluğun zamanı Gölgen bile gelmiyor arkandan Takvim yapraklarını eriten güneş Hayali bir karpuz kokusu burnumda Sıcaktan suya atlıyor kuru yapraklar Ölümlü bir huzur bahçede süren Geldi mi bir sabah çıkan rüzgar Peşinden getirdiği kara bulutlar Dansa kalkıyor yerdeki yapraklar Kapıları camları kapatın Hüzün içeri giriyor Huzur güneşle kayboldu Kaygı her köşeyi fethetti Akıl … Okumaya devam et Ölümlü Güneş

Kayboluşa Meyilli Günlük – 1

O felaketten sonra diye başlamak istiyorum. Felaketin ne olduğunu söylemeyeceğim. Olur da gelecekte günlüğümü bulurlarsa araştırıp öğrenebilirler, çünkü bir ben yaşamadım ve gizli saklı değildi. Yine de bu kalemi elime derin ve karanlık günleri yazmak için almadım. Dediğim gibi, isteyen açıp bakabilir. Gözü olan görebilir ve araştıran bulur. Çok uzakta değil, burnunun dibinde bulur. O felaketten sonra hayatın rüzgarı, ne rüzgarı resmen kasırgasıyla diğerleri gibi … Okumaya devam et Kayboluşa Meyilli Günlük – 1

Kahraman

Hep çok korkmuştum bu sorunun cevabından. Korkulası soruymuş hakikaten. Yazarken bile ellerim titriyor ya beni yanlış anlarlar da hızlı bir kararla hapis hayatı yaşamaya başlarsam diye. Aynı Eski Zaman Adamı’na yaptıkları gibi. Ben koydum ona bu ismi. Sebebi sanki eski zamanlardan fırlamış gibi giyinmesi, klas şapkaları ve krem rengi mantosudur. Arkadaşlarla binadan çıkışını izlemeyi çok severdik. Her gün belli bir saati vardı sabah demir kapıdan … Okumaya devam et Kahraman

Güneş ve Ay

14 yaşındaki bana selamlar… Yine saat dokuza geliyordu. Ay, bu sefer umutluydu çünkü dolunay olarak çıkıyordu herkesin karşısına. Bu sefer başarmak istiyordu. Güneşi yenmek istiyordu. Sıkılmıştı ona bağlı yaşayıp küçük olmaktan.  Yılda sadece iki kere insanlar Ay’a hayranlıkla bakardı. O günlerde de Ay, Güneş ile çıkardı ortaya. Beraber olmaları insanların dikkatini çekerdi. Çünkü iki küs kardeş barışırdı sanki.  Ay sadece o günler mutluydu, yoksa kendi … Okumaya devam et Güneş ve Ay

[Da]yanmak

Yeri ıslatan damlalar gibi Kayıp yapraklardan Beyaz kumaşa konulmuş acıları Kayıp insanların Kayıp fısıltıları dökülen çadırlardan “Durun, bir vedam kalmıştı.” İçime atıp beklettiğim vedam Hareketlenirse batar kemik kırıkları “Duracak toprak kalmadı, Yürüyün!” çocuk ve adam Tek gözünü açmak dipsiz bir karanlığa Pis kokulu bir kabusa uyanmak Dayanmak kuru bir ağaca Durmadan Molozlardan bir bakışı anmak İçten dışa yanmak Sadece yanmak Okumaya devam et [Da]yanmak

Sen Ağladığında Saksıdaki Çiçekler Solardı

Sen ağladığında Saksıdaki çiçekler solardı Hem de nasıl solmak Çatalla bakışırdık Kendimi izlerdim daha doğrusu Yansımadan Sana bakamadığımdan Anlatırdın Boğazına batan dikenler yokmuş gibi Anlatırdın ve susmak gelirdi elimizden Elimiz örtünün altında olurdu Ya da çenemizde Çünkü bir yere uydurmak zordu Sen anlatırken batardı gözüme Parmaklarım utanırdı Senden duyduklarından Duvar da bakardı İlginç ama bakışırdınız Biz yokuz gibi Hiç görmediğin bir sahneyi anlatırdın Ani olurdu … Okumaya devam et Sen Ağladığında Saksıdaki Çiçekler Solardı

Benden Bana Benim Hakkımda Bir Mektup

Ekim ayındayız. Sonbaharın eylül olamadığı için dışlanan ayıymış. Eylülde romantik yağmurlar, renkli şemsiyeler, kahveler ve kitaplar varmış. Öyle diyorlar. Asla öyle hissetmedim. Kasımda doğdum. Kasım hiç sonbahar gibi gelmedi, benim için yıl yaz ve kış olarak ikiye ayrılıyor. Yaz yaklaştıkça seviniyorum. Aylar o kadar hızlı geçiyor ki bırak ekimi, eylülü, yılbaşına ne zaman nasıl giriyoruz onu bile anlamıyorum. Aylara verilen değer çok farklı, mevsimler çok … Okumaya devam et Benden Bana Benim Hakkımda Bir Mektup