Kaboluşa Meyilli Günlük – 7

Defterin yarısında bile değil, anlatımın sonundayız. Bir ressamın fizyolojik olmayan sonundayız. Kabul edilmiş bir son. Pes edilmiş. Söz verdiğim gibi gittim o kasabaya günlük. Mahcubiyet ve utançla gittim ama pişman olmadım. Kasaba insanları bana kızgınlıklarını hiç belli etmediler. İtiraf etmem gerekirse beni çok çabuk kabul ettiler. Hemen ortalarına oturmadım tabii ki, önce etrafı turladım o gün. Havada nefes almayı zorlaştıran bir nem vardı. Nefes nefese … Okumaya devam et Kaboluşa Meyilli Günlük – 7

Düşünce İnsanı

Ne düşüneceğini bilmiyordu. Sayfalarca düşünce vardı aklında. Eski sayfalar, temiz sayfalar, buruşmuş sayfalar, ezilen sayfalar, çekmecelere sıkışmış sayfalar, yakılmış sayfalar, artık orada olmayan sayfalar, matematik defterinin kareli sayfaları ve daha birçok sayfa… Kendine eziyet ediyordu. Bu kadar düşüncenin nasıl üstesinden gelebilirdi… Herkes bu kadar düşünüyor muydu? Yoksa düşünmeyenlerin payı da mı kendine düşmüştü? Sayfalar dolusu düşünce gökten yağarken diğerleri kaçmış olmalıydı. O ise durup hepsini … Okumaya devam et Düşünce İnsanı

Nisan Yağmuru

Bu nisan solan yüzlerce çiçek gibi Sen de mi soldun Sümeyra? Sırtına taşlar dikmiş kader. Kalbine uğramadı değil mi Çok uzaklardaki nevbahar? Ağır parmaklarıyla boğmuş keder. Duysam ben de inanmazdım ama,  Her şey iyi olacaktı Sümeyra… Bir ses duyuldu Adapazarı’ndan. Nisan yağmuru olup taştın gözümüzden O yağmurlarda çırpınan bir avuç insan İçindeki düğümü çözebilecek miydi Sümeyra? Has baharı önce sana gösterdi felek, Bizimse nisan yağmurlarını … Okumaya devam et Nisan Yağmuru

Kayboluşa Meyilli Günlük – 6

Utanç duygusunu tanımlayamıyorum günlük. İmkanı olsa tutup keseceğim hayatımdan, bedenimden. Ama insanı insan yapıyor utanç duygusu. Şehir gazetesinin son sayfasını okuduğumda vücudumu saran şeydi, utanç duygusu.  Yaşadığım şehrin hemen dışında, bir gecekondu kasabasında gerçekleşen yangını yazıyordu gazeteler. Benimse gazete olmasa dışarıda gördüğüm sadece iki itfaiye aracıydı. Burnumun dibindekini görmeyip, resim yapmak, gerçek insanları resmetmek için ötelere gittim. Halbuki o gecekondu mahallesini ne görmüştüm ne duymuştum. … Okumaya devam et Kayboluşa Meyilli Günlük – 6

İki Kalp

‘Gözlerin yansıyor soğuk trabzandan Nefes almıyorum buğulanmasın diye Güneş gören sebzeler gibi kızarıyorlar Giderek daha fazla, Güneşin eksikliğini bilseler de  Seninse buruk saçlarının uçları Çekirdeğini kaybetmiş bir kabuk gibi Konuşmuyorsun, bilsen de Susarken bile sesinin titrediğini ‘Arkamdasın, hiç olmadığın gibi Halimi görüyorsun, Biliyorsun duymak istediklerimi, Son dönüşü kaçırdığımı biliyorsun Öyle, ama gördün mü? Başını uzatan çiçeği karın altından Sonuncu olmadığını, son dönüşün  Dünyanın yuvarlak olduğunu … Okumaya devam et İki Kalp

Kayboluşa Meyilli Günlük – 5

Seni sallanarak çirkin bir yazıyla yazıyorum günlük. Yoldayım çünkü. Dönüş yolunda. Sonunda gittim bir kasabaya. Neler gördüm buraya yazsam ne sayfa dayanır ne mürekkep. Yalnız çantalar dolusu resim biriktirdim, bir o kadarını da orada bıraktım. Kendimi önemli bir iş başarmış birisi gibi hissediyorum. Ama hayır, önemli olan ben değilim, önemli ve hazine kadar değerli olan kağıt ve tuvallerin üstündekiler. Ben sadece bir makineyim gördüğümü kağıda … Okumaya devam et Kayboluşa Meyilli Günlük – 5

Zihnimdeki Ayak İzleri

Düşün bak, dokuz sene, koca bir dokuz sene görmemişsin. İletişiminiz kopmuş. Ne kadar acı da olsa, yolda görsen tanımazsın. Bir de ergenlikten sonra insan çok değişiyor tabii. Arasan telefona o mu çıktı yoksa başkası mı, onu bile anlamazsın. Sesine kadar değişmiştir çünkü. Çay içerken aklıma geldi eskilerden birisi. ‘Şimdi ne yapıyor acaba?’nın ardından ‘Yedi yıl önce şu şehre taşındıklarını duymuştum.’ geldi. Sonra durdum, düşündüm. O … Okumaya devam et Zihnimdeki Ayak İzleri

Kayboluşa Meyilli Günlük – 4

Zaman geçip gidiyor ve ben camdan trenin geçişini izliyorum. Korktuğumu yeniden fark ettim. Bir gün atölyemde olmamaktan korkuyorum. İnsanlar uğraşları olmadığında insanları takıntı haline getirirmiş; ben insanlardan uzaklaştım ve sanatı takıntı haline getirdim. Sanat bir sözlük haline geldi benim için, tanımadığım bir ülkede kullanmak zorunda olduğum. Korkuyorum bir gün onu kaybetmekten. Özellikle henüz inancım varken sanatın dünyayı kurtaracağına. Zaman geçiyor, oysa ben de gezmek isterdim … Okumaya devam et Kayboluşa Meyilli Günlük – 4

Çiçekli Çöplük Mezarlığı

Bu bugün bulduğum üçüncü ölü kuş. Çok küçük ve güzel. Kanatlarının üstü açık sarı. Yüzünde siyah çizgiler var ve karnındaki tüyler resmen mavi. Avuç içim kadar, insanın yanına yaklaşmaya kıyamayacağı türden. Ama şimdi cansız ve yerde yatıyor. Kuşun güzelliğini görünce daha da sinirleniyorum kedilere. Peçeteyle tutup kaldırdım kaldırımdan. Sardım biraz. Hala sıcak olan kanı elime bulaştı ve içim bir garip oldu. Bir ağlama geldi. Birkaç … Okumaya devam et Çiçekli Çöplük Mezarlığı

Kayboluşa Meyilli Günlük – 3

Kağıdımla kahve içtik bugün. Birinden gördüğüm bir yöntemle kahveyle resim yaptım. Fena olmadı doğrusu. Umarım resimlerimi bir gün günlüğümle birlikte bulur, ve kahveyle boyamamın sebebinin fırçalarımla benim aramdaki kırk yıllık dostluk olduğunu anlarlar. Yine başladı benim mesai; olmuyor işte, içimdeki bu saçma anlaşılma umudu olmadan resim yapamıyorum. Rotasını kaybetmiş araç gibi saçma sapan yol alıyorum yoksa. Bu durumdan çıkmam gerek. Resmimi kuruduktan sonra dosyaların arasına … Okumaya devam et Kayboluşa Meyilli Günlük – 3