İcat

“Bitti!” diye bağırdı elindeki objeyi kaldırıp. Üzerinde aylardır çalıştığı ve sonunda bitirdiği, daha önce ne duyulmuş ne görülmüş bir icattı. Bundan kimseye bahsetmek istemiyordu çünkü illegal olması muhtemeldi. Buluşuna isim koyma işini sonraya bırakabilirdi.  Bu icat yaklaşık bir telsiz büyüklüğündeydi, tepesinde iki anteni, bir kulaklık girişi ve eski bir ekranı vardı. Hurdacılardan topladığı eşyalarla ancak bu kadar olmuştu, ama o bununla bile gurur duyuyordu. Uzun … Okumaya devam et İcat

İşleneceğini Herkesin Bildiği Cinayet

Koskoca 27 yıl; Modern zamanda, yoksul şartlarla yarım bir ömür eder. Tam 27 yıl sonra dönmüştüm o ellerinin kanı bir 27 yıl daha yıkansa geçmez kasabaya. Göğü kararmış, suları suçlulukla akan, sokaklarında sorumsuzluk kol gezen kasaba – kasabam. Olayın üstünden onca zaman geçmişti ama ben o geceyi ve gününü dün gibi hatırlıyordum. Bu sokaklar istediği kadar yıkansın, süprüntüsünde kasvet, ağaçları köklense toprağında hüzün, asırlar geçse … Okumaya devam et İşleneceğini Herkesin Bildiği Cinayet

Ş & TT

Güneşten nefret ettiğimi daha önce hiç söylemiş miydim? Ya da sürekli olarak dışarı çıkmak istesem bile bunun sebebinin esen rüzgar olduğunu… Bir öğle vakti, her zaman olduğu gibi yine dışarıdaydım. Güneşin tüm ışınları sanki beni saklandığım yerden çıkarmak istiyor gibiydi. Bense uzanmış olduğum çimenlerin arasında sessizlik içinde sefa sürüyordum. Gece uyumuş olsam da kapanmak için ısrarcı olan gözlerime karşı koymak bir süreden sonra çok zordu.  … Okumaya devam et Ş & TT

Sessiz sedasız

Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yanlızlıktan yiyen kemiren yaralar. İlacı olmayan yaralar – yada çoğu zaman bizim olmadığını sandığımız. Hiç çok yüksek bi ağaçtan düştünüz mü? Dizleriniz, elleriniz yara bere içinde kaldı mı? Acısı hatırınızda mı peki hala? Değildir herhalde – geçmiştir çünkü hem yara hem zaman geçmiştir. Bu biraz basit bir örnek oldu. Peki hiç bütün bir hayatınızı geçirdiğiniz şehire … Okumaya devam et Sessiz sedasız

Düşünce İnsanı

Ne düşüneceğini bilmiyordu. Sayfalarca düşünce vardı aklında. Eski sayfalar, temiz sayfalar, buruşmuş sayfalar, ezilen sayfalar, çekmecelere sıkışmış sayfalar, yakılmış sayfalar, artık orada olmayan sayfalar, matematik defterinin kareli sayfaları ve daha birçok sayfa… Kendine eziyet ediyordu. Bu kadar düşüncenin nasıl üstesinden gelebilirdi… Herkes bu kadar düşünüyor muydu? Yoksa düşünmeyenlerin payı da mı kendine düşmüştü? Sayfalar dolusu düşünce gökten yağarken diğerleri kaçmış olmalıydı. O ise durup hepsini … Okumaya devam et Düşünce İnsanı

Mahalle Anıları – 2

“Neden bunu yapmalıyız demiştin?”  Bade’nin emin olamayan ses tonuyla birlikte Caner’in gözleri beni bulurken kocaman sırıttım.  “Çünkü çok eğlenceli.” “Ama hiç güvenli deği-“ “Ben yaptım diyorum. Bak hala karşısınızda sapasağlamım.” Bade’yi susturup kendi vücudumu gösterirken Enes arkamdan babamın masasından aldığımız kamerayı kurcalıyordu.  “Hadi ama Caner, amma sızlandın sende. Korkuyorsan söyle Enes yapar.” Caner’in yüzü kızarırken istemsizce bağırdı.  “Ne korkması be! Yapacağım dedim ya.” Bisikletinin kaskını … Okumaya devam et Mahalle Anıları – 2

Dışarıyı İzlerken Benliğini Unutanlar

Yıllar boyunca çabaladığın ama bir süreden sonra vazgeçtiğin kaç tane şey vardı? Sırf umudun yitti diye, ya da canın sıkıldı diye… Mazeretin, mazeret olması için hangi şartlar gerekliydi? Kimse bilmezdi oysa ki. Kendi kurallarımıza göre yazdığımız hayatta bir başımıza savaşırdık. Benliğimizle.  Arkamıza dönüp baktığımızda gördüğümüz o harabe alanı gitgide büyürken tek istediğimiz başarmaktı aslında. Yani gerçeğinde… Ama biz bir hayal dünyasının içinde yaşıyorduk.  Çabalamadan, etrafımızdakilerin … Okumaya devam et Dışarıyı İzlerken Benliğini Unutanlar

İstisna Tanışma

Buyrun efendim bir sandalye çekin de oturuverin karşıma. Kendimi tanıtmaya geldim size. Siz benim kim olduğumu bilmiyorsunuz. Birileri beni tanıyacak diye ödüm kopuyor da maske üstüne maske takıyorum her sabah evden çıkmadan önce. Benim kim olduğuma dair hiç bir fikriniz yok anlayacağınız. O yüzden oturun karşıma da dinleyin. Bir daha anlatır mıyım bilmem. Anlatsam da bu kadar yüksek sesle bir daha anlatmam. Diceğim o ki, … Okumaya devam et İstisna Tanışma

Bulutlara Bağlanan Umut Taneleri

Çakıl taşlarının çıkardığı o garip ses kulaklarımızı dolduruyordu. Bakışlarım arabanın dışındaki, uçsuz bucaksız yeşillikteydi. Sıra sıra dizilmiş ağaçları hızla geçerken yolun bitmeyeceğini düşünmekteydim.  Kuşlar cıvıldıyor, gökyüzü mavi renginin ona ait olduğunu belli etmek ister gibi ışıl ışıldı. Bulutlar yan yana süzülürken geriye yaslanıp rüzgarın yüzüme esmesine izin verdim. Göz kapaklarım kapanmak için ısrar ederken arabanın durması ile bakışlarım odağını değiştirmişti.  Böylesine güzel bir yere yapılmış … Okumaya devam et Bulutlara Bağlanan Umut Taneleri

Kovulan Kuşların Yanan Yuvaları

Önce kuşları kovdular, göçmen kuşları. Kimse duymadı, kimse görmedi. Tüm o göçmen kuşlar bulutlarla ve umutlarla beraber kaybolup giderken ufukta, kimse kafasını kaldırıp da gökyüzüne bakmadı. Halbuki o kadar kalabalıktı ki kovulan kuşlar, şehrin sokaklarına gölge olup düştüler. Ne sokaklar ne de sokakları arşınlayanlar gölgeleri fark etmediler. Birer birer silinip giderken gölgeler kuşlardan geriye boş ve sessiz yuvaları kaldı, onları da talan ettiler. Dişi kuşların … Okumaya devam et Kovulan Kuşların Yanan Yuvaları