Madonna İle Akşam Çayı

“Bir cümleyle beni ne hale getirdiğinizin farkında mısınız?”  Beni tepki vermeden dinliyordu. Zihnimde karanlık bir odadaydık. Uzun bir masanın iki köşesine oturmuştuk. Ona hesap soran bendim. Tavrım onu şaşırtmıyordu, hatta bu çıkışıma kendim şaşırmıştım. Kitabın içine elime geçen ilk peçeteyi sıkıştırıp masanın üstüne bıraktım.  “Birkaç yıl geriye gittiğimi itiraf etmek zorundayım. Hatta üzerine biraz daha düşününce geriye gitmediğimi, aksine yıllardır aynı noktada aynı kelimeleri sayıkladığımı … Okumaya devam et Madonna İle Akşam Çayı

İstanbul’a

İstanbul, cümleye nereden başlayacağını bilemediğin anlar olur. Bu bana mevzu çok derin olduğu zaman çok sık oluyor. Ama edebiyatım kuvvetlidir. Bir şekilde bulurum bir yolunu cümleye başlamanın. Ama konuşamadığım, söze başlayamadığım tek bir konu var: sen İstanbul. Sen kimsin İstanbul? Neden mevzu sana geldiği zaman dilim tutuluyor? Bebekliğim misin? Çocukluğum musun? Yuvam mısın? Saçımı okşayanım mısın? Beşiğim misin? Kalbim misin? Aldığım derslerim misin? Hatalarım mısın? … Okumaya devam et İstanbul’a

Beklentiler Kapıya Durmuş

Kapı çalıyor, ayrılanlar geldi Ve ayrılamayanlar, bekleyenler, Sahi, nedir beklemek? Pencereden ayrılamayanlar Ve ayıramayanlar gözlerini Boğazdaki tekneden Kapı çalıyor, ne kadar bekledin? Tek başına kalmışlıklar Unuttuğun bir yüzü aramak Soğuk ve boş sularda, Haksızca ama inatla Beklemeye durmuş beklentiler Kapı çaldı, üçüncü kez Onu arıyordum, hiç gördünüz mü? Baktınız ve görmediniz Arıyorum, ama açmıyor Ve arayanlar bekliyor kapı önünde Hiç buldular mı ki beklerken? Aralıksızca … Okumaya devam et Beklentiler Kapıya Durmuş

Sanki Öyle Gibi

Kapıyı yavaşça kapatıp çıktı. Sanki hiç yaşanmamış gibi. Eğilip bağcıklarını bağladı. Yıllardır aynı kelebek şeklini veriyordu bağcıklarına, yine aynısını yaptı. Parmaklarıyla ipleri döndürüp düğüm atarken onu kapının öbür tarafına, kapının arkasına bağlayan ipleri ve boğazındaki düğümü düşünmedi. Sanki hiç yaşanmamış gibi.  Bir kaç adım attı, asansörün kırmızı düğmesine bastı. Beklemeye başladı. Üst katlardan birinde bir kapı açıldı, alt katlardan birinde bir kapı kapandı ve iki … Okumaya devam et Sanki Öyle Gibi

Keki Yakmak

Fırından yeni çıkardığım yanmış keke bakarken sorular kafamın içinde dönmeye başlamıştı. Ne zaman doğum günümüzde büyümeyi bırakıp yaşlanıyoruz? Ham mıyım, piştim mi, yandım mı? Sırf gözümü 32 yıl önce bugün açtım diye pasta yapmak zorunda mıyım? Ben niye kendi doğum günü pastamı kendim yapıyorum? Kendime sürpriz bir kutlama da mı ayarlasaydım? Hayatım elimden kayıp gidiyordu, ben ne yapıyordum?  Ben ne yapıyordum? Kekin üstü için hazırladığım … Okumaya devam et Keki Yakmak

Sonbaharım Gibisin

Camdan dışarı bakıyorum ne kadar güzel bir gün var dışarıda. Bir sonbahar günü süslüyor bu güneşli günü adeta. Ağaçlardan dökülen yapraklar rüzgarla dans ediyorlar yere düşene kadar. Derin bir nefes alıyorum, ne tatlı bir hava. Az ileride ağaçların arasında bir göl var ki, ağaçların güzelliğini kıskanıyor sanki. Üzerine baktıkça bir de onun yansımasından izliyorum bu güzelliği. Sonra çektiğim o nefesi sıkıntı ile tekrar veriyorum… Sonbahar … Okumaya devam et Sonbaharım Gibisin

Acemborusu

“İçeriyi biraz havalandırayım hemen geliyorum.” Çalışma odasının kapısı cereyanla çarpmasın diye kapıyı tutan tahtayı altına sıkıştırdım. Daktilo seslerinin eksik olmadığı ortamdan ayrıldım ve merdivenlere yöneldim. Bugün pazartesiydi. Her zamankinden yoğun bir iş günü başlamıştı. Hafta sonu aynı kışın olduğu gibi uykuya dalan şehir, pazartesi yeniden ayağa kalkıyordu. Baharın gelmesiyle ve pencerelerden içeri sızan güneşin kemiklerimizi ısıtmasıyla çalışanların işe daha motive geldiğini görebiliyordum. Üst kata çıktım … Okumaya devam et Acemborusu

Çiçekler İçinde Frida

Kapının arkasından kendi hakkında konuşanları duydu; “Neredeyse ölüyordu. Yürüyebilecek mi? Şimdi ne yapacak?” İnsan hayatını kendi kalemiyle çizmek isterdi. Hayata bunun gibi davetsiz dalan olaylar insanın ayakta durmasını zorlaştırıyordu. Kelimenin tam anlamıyla. Son kazadan sonra ayakta duracak ne imkanı, ne ümidi vardı. Yatağından boyası dökülmeye başlayan tavanını izlemek yeni bir alışkanlık haline gelmişti. Bir yol ayrımında olduğunu biliyordu. Hayatının sonunda olduğunu kabul ederse yattığı yerden … Okumaya devam et Çiçekler İçinde Frida

Karşımdaki Yabancı

Botlarımın yerle buluşup çıkardığı garip ses, gecenin bu vaktinde yankılanıyordu. Yağmakta olan karın havayı yumuşatması gerekirken öylesine üşüyordum ki birazdan buz kesebilirdim. Başıma geçirmemekte ısrar ettiğim şapkam parmaklarım arasında ezilirken caddenin köşesindeki binanın kapısı hızlı açıldı. İçerden çıkan kişi paltosunu düzeltip atkısını boynuna doladığında adımlarını yürüdüğüm yola çevirmişti. Omuzlarımla başımı sıkıştırmış bir halde burnumu çekerken karşımdaki yabancının bakışları benimle buluşmuştu. O an gökten düşen kar … Okumaya devam et Karşımdaki Yabancı

Soğuk Bank

Yazıyorum yine boş kağıtlara kendimiBoşluğa düşüyorum tutsun istiyorum birisiNe tutan var elimden ne soran halimiSorsa da anlamaz ki halimdenNereden bilsin beni Oturuyorum soğuk bankta  Üşümüyorum aslında  İçimdeki soğukluk olmasaBakıyorum aynaya görüyorum kendimiAcaba gören olur mu halimi, benim gibi  Yürüyorum yürüyorum yürüyorumVarabilir miyim diye bir yereOtur sen soğuk banktaGidemezsin hiçbir yere Ayşegül Deniz – Soğuk Bank Okumaya devam et Soğuk Bank