-

Nar Lekesi
Sevgili anneciğim, İşte yine buradayım Uzun zamandır sana yazmadım Çünkü bi an affettim sandım Şimdi bunu duysan Bunun için de kızarsın bana Bir keresinde kaybolmuştum kaybolmaktan değil kızmandan korkmuştum Ve sen korktuğum için kızmıştın Sanırım hiç değişmeyeceksin Bir kere olsun merak etmeyeceksin neler hissettiğimi Aradan yıllar geçse yine sadece kızacaksın Başıma ne geldi sormayacaksın Neden… Okumaya devam edin
-

Rüzgar
İçimde derin bir sıkıntı Ruhumda gizlenmiş hatıralar… Bir rüzgar esse alıp götürse, bütün sıkıntılarımı… İçim yine dalgalı bir karadeniz Kalbimde gizlenmiş umutlar.. Bir rüzgar esse alıp götürse, bütün hayal kırıklıklarımı… Şimdi bir rüzgar esse savursa şansı yollarıma… Sımsıkı tutardım, hiç bırakmazdım Rüzgarın bana hediye ettiği o güzel şansı… Rüzgarla savrulsam ben de, hayal ettiğim o… Okumaya devam edin
-

Bu Kadar Güzel Miydi Dünya?
Doldurdum umut keselerimi Ceplerim şıngır şıngır gidiyorum. Otobüs kesse de sesimi, yüreğim çığlık çığlık Haykıramıyorum sağa sola heyecanımı. Ağaçlar el sallıyor gülümseyen yapraklarıyla Sevinçle sırıtıyor kayalar. Bu kadar mavi miydi deniz diyorum Gökyüzü neden bu kadar güzel? Bulutlar dans ediyor Güneşin şarkıları eşliğinde. Yol kenarında çiçekler Eşlik ediyor hoplayıp zıplayarak. Sormadan edemiyorum kendime Bu kadar… Okumaya devam edin
-

Kayboluşa Meyilli Günlük – 5
Seni sallanarak çirkin bir yazıyla yazıyorum günlük. Yoldayım çünkü. Dönüş yolunda. Sonunda gittim bir kasabaya. Neler gördüm buraya yazsam ne sayfa dayanır ne mürekkep. Yalnız çantalar dolusu resim biriktirdim, bir o kadarını da orada bıraktım. Kendimi önemli bir iş başarmış birisi gibi hissediyorum. Ama hayır, önemli olan ben değilim, önemli ve hazine kadar değerli olan… Okumaya devam edin
-

Bulutlara Bağlanan Umut Taneleri
Çakıl taşlarının çıkardığı o garip ses kulaklarımızı dolduruyordu. Bakışlarım arabanın dışındaki, uçsuz bucaksız yeşillikteydi. Sıra sıra dizilmiş ağaçları hızla geçerken yolun bitmeyeceğini düşünmekteydim. Kuşlar cıvıldıyor, gökyüzü mavi renginin ona ait olduğunu belli etmek ister gibi ışıl ışıldı. Bulutlar yan yana süzülürken geriye yaslanıp rüzgarın yüzüme esmesine izin verdim. Göz kapaklarım kapanmak için ısrar ederken arabanın… Okumaya devam edin
-

Kovulan Kuşların Yanan Yuvaları
Önce kuşları kovdular, göçmen kuşları. Kimse duymadı, kimse görmedi. Tüm o göçmen kuşlar bulutlarla ve umutlarla beraber kaybolup giderken ufukta, kimse kafasını kaldırıp da gökyüzüne bakmadı. Halbuki o kadar kalabalıktı ki kovulan kuşlar, şehrin sokaklarına gölge olup düştüler. Ne sokaklar ne de sokakları arşınlayanlar gölgeleri fark etmediler. Birer birer silinip giderken gölgeler kuşlardan geriye boş… Okumaya devam edin
-
Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi
Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…
-
Sandukça; Tohum
Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…
-
Sana Şiir Yazmayacaktım
sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…
-
Bre Hasan!
Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…
-
Plakların İçindeki Renkler
Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…
-
Yağmur
Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…
