Aldatıcı Sosyallik Algısı

Bazen yıldızları çok uzakta aradığımızı düşünüyorum. Gün geçtikçe dünyanın daha sosyal bir yere dönüştüğünü düşünüyoruz. İnsanlar sosyal platformlarda sosyal etkinliklerini paylaşıp tek tuşla – yüz yüze olsa birden ulaşamayacağı kadar çok bireye ulaşıp – etkileşim alıyor. Her şey fazlasıyla ulaşılabilir; hayatımızla ilgili gelişmeler, detaylar, gereksiz ve özel bilgiler… Yani henüz birkaç yıl önce akılsız telefonla, mektup aracılığıyla veya kulaktan kulağa bu kadar hızlı etrafta dolaşması … Okumaya devam et Aldatıcı Sosyallik Algısı

Adalet Neden Geç Gelir Veya Hiç Gelmez?

İşleneceğini bildiğiniz bir cinayet olsa siz ne yapardınız? Bugün sizlere Marquez’in 1981’de yayımlanan polisiye romanı Kırmızı Pazartesi’den bahsedeceğim. Orijinal dili İspanyolca’da “İşleneceğini Herkesin Bildiği Cinayetin Öyküsü” olarak yayımlanan roman kısaca: cinayeti önceden duyurulmuş, bir iftira üzerine namus cinayetine kurban gidecek Santiago Nasar’ın öleceği günü, kasaba halkının neler yaptığını, neden engel olmadıklarını, cinayetin neden işlendiğini anlatır ve Santiago Nasar’ın ölümü ile de biter.  Ne yazık ki … Okumaya devam et Adalet Neden Geç Gelir Veya Hiç Gelmez?

Kendini İmha Butonu

Çocukken izlediğimiz filmlerde robotların kendini imha etme tuşu vardı. Aklıma yatmıyordu, kontrolden çıkmış bir robotu durdurmak isteyen ikinci bir kişinin o kırmızı butona basmasını anlayabilirim, ama robotun veya herhangi bir sistemin kendini nasıl ve neden yok edebileceğine dair bir cevabım yoktu. Şu sıralar ise bazen kendini imha etmeye çalışan robotlar gibi davrandığımı fark ediyorum. İnsan zaman zaman zihninde öyle bir noktaya geliyor ki: gittikçe daralan … Okumaya devam et Kendini İmha Butonu

Mavisini Yitirmiş Yaşamak

‘Hiç yaşamadan ölenler olacak bir gün.” ve bundan korkmalı insan. Yürüyorum zannedip hiç yürümeden, bir şiiri duyarak okumadan, bir şehre ait olmadan, bir kere dahi mektup yazmadan, zamanı duymadan ölüp gitmekten korkmalı insan. Mavisini Yitirmiş Yaşamak, Ali Çolak’ın 90’ların sonunda yazdığı ama sanki daha dün yazılmış gibi gelip bizi bulan, zamana meydan okuyan kitabı. Kitap okuyucuyla bağ kurmakla kalmıyor, insana neleri özlediğini hatırlatıyor, hayatı yaşamanın … Okumaya devam et Mavisini Yitirmiş Yaşamak

Zihnimdeki Ayak İzleri

Düşün bak, dokuz sene, koca bir dokuz sene görmemişsin. İletişiminiz kopmuş. Ne kadar acı da olsa, yolda görsen tanımazsın. Bir de ergenlikten sonra insan çok değişiyor tabii. Arasan telefona o mu çıktı yoksa başkası mı, onu bile anlamazsın. Sesine kadar değişmiştir çünkü. Çay içerken aklıma geldi eskilerden birisi. ‘Şimdi ne yapıyor acaba?’nın ardından ‘Yedi yıl önce şu şehre taşındıklarını duymuştum.’ geldi. Sonra durdum, düşündüm. O … Okumaya devam et Zihnimdeki Ayak İzleri

Bahtımızın Döndüğü Gün ve Bir Resim

Muhteşem Süleyman 1529’da Birinci Viyana Kuşatmasını yaptığında Avrupa; özellikle Hıristiyan merkezli ülke ve halklar çok korkmuştu. Gerçi bütün Avrupa’ya hakim olan Roma, Vatikan’daki Katolik Papa’nın; ülkelere, Kayserlere, krallara ve halka hükmetme ve her şeyi yönetme gücü; Reform ve Rönesans hareketleriyle ağır ağır sarsılmaktaydı. Katolik Kilisesi, halkın ve idarecilerin üzerindeydi ve çok ağır bir yozlaşma, yobazlık ve sömürü düzeni kurmuştu. Tarihi belgelerden öğrendiğimize göre pantolon giyen … Okumaya devam et Bahtımızın Döndüğü Gün ve Bir Resim

Yiğit’in Sonbaharında

Gözümün önünde onun hayali canlandığında yatağımda kendimi geriye doğru attım. Bugün yapılacak olan toplu davete o da gelecekti ve ben heyecandan ne yapacağımı bilemiyordum. Elimdeki telefondan onun iki hafta önce çekilmiş olan fotoğrafına bakarken içim içime sığmıyor kalp atışlarım adeta dışarıdan duyuluyordu. Lacivert polo yakasının altına giymiş olduğu ten rengi geniş kesim pantolonu… Daha bir kerecik olsun yüz yüze konuşamadığım bu çocuk için kalbim neden … Okumaya devam et Yiğit’in Sonbaharında

Deniz Feneri

Hayatta, yetemediğimi düşündüğüm ya da dibe vurduğum anlar, yüzeyde kaldığım anlardan daha fazla olmaya başladığını fark ettim son zamanlarda. Ama asıl problem şuydu ki ben yüzmek için ellerimi hareket ettirmiyorum, çırpınmıyorum, savaşmıyorum. Yüzeye çıkıp içime nefesimi çeksem de sonra kendimi dibe, yine kendim bırakıyorum. Bu elimde bir yol haritası olmadığından mı oluyor, kulaç atmaktan yorulduğumdan mı ya da tutunduğum can simitlerinin kopmasından dolayı mı bilmiyorum. … Okumaya devam et Deniz Feneri

Umutlar Balonu

Hayatta kısa süreliğine de olsa yaptığımız bazı şeyler vardır. Bazen bunlar bizim kurtuluşumuz olurken, bazen de asla başımıza gelmemesi gereken hatalara yol açarlar. Peki ya bunların olmasını nasıl engelleriz, ya da asıl soru bunları engellemek istiyor muyuz? İnsanı insan yapan içinde sürekli savaştığı iki yönüdür. Bir tarafımız iyiliğin getirdiği mutlulukla sefa sürerken diğer tarafımız kendisini korumak amacıyla çevresine kendini kapatmış durumdadır. Tabii her şey asla … Okumaya devam et Umutlar Balonu