Hayatta, yetemediğimi düşündüğüm ya da dibe vurduğum anlar, yüzeyde kaldığım anlardan daha fazla olmaya başladığını fark ettim son zamanlarda. Ama asıl problem şuydu ki ben yüzmek için ellerimi hareket ettirmiyorum, çırpınmıyorum, savaşmıyorum. Yüzeye çıkıp içime nefesimi çeksem de sonra kendimi dibe, yine kendim bırakıyorum. Bu elimde bir yol haritası olmadığından mı oluyor, kulaç atmaktan yorulduğumdan mı ya da tutunduğum can simitlerinin kopmasından dolayı mı bilmiyorum. Komik tarafı kendime neyin iyi geleceğini de bilmiyorum. Sadece akıntıya bıraksam, boğulacağımı biliyorum, yüzmeye çalışsam bir yerden sonra çırpınmaya bile enerjim kalmayacak onu da biliyorum. İstiyorum ki dümdüz durayım. Ama o zaman da su beni içine çeker bunu biliyorum. Ama bazen diyorum ki acaba çekse, daha iyi mi olurum? Ancak bir kere kendimi akıntıya bırakırsam, geri dönemeyeceğimi de biliyorum maalesef. Ama vazgeçmek hep en kolayıdır ya ben kolayı seçmeyi daha çok seviyorum sanırım. Hani bazı anlar olur ya ağlamak istersin hıçkıra hıçkıra ama bırak ağlamayı nefes alacak güç bile bulamazsın o an. Öyle hissediyorum. Sanırım ben bir süre daha bu duyguları yazarak bastırmaya devam edeceğim. Bazen keşke yüzme öğrenmeseydim diyorum, çünkü o zaman en azından içgüdüsel olarak kendimi kurtarmaya çalışmazdım. Ya da sanırım ben can simitlerimi hep yanlış seçiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, o da artık can simidine değil, bana yol gösterecek bir deniz fenerine ihtiyacım olduğu. Sudan çıkınca ne olacak onu bilmiyorum, kendimi dinlendirecek “evim” dediğim bir yer var mı ondan da emin değilim. Sanırım bu belirsizlik benim hareket etmeye korkmamın sebebi.
Helifia – Deniz Feneri
