Sevgili Anneciğim

Sevgili anneciğim, Nasılsın, iyi misin? Ben pek iyi değilim. Şimdi seni ve beni düşünüyorum. Geçmişi – bir türlü geçmeyişini ve senin benden nasıl geçtiğini. O Ramazan kapımın önünden kaç kere geçtiğini hatırlıyor musun anneciğim? O akşam iftar için, sonra sahur ve yine ertesi gün akşam… Ayak sesini her duyduğumda bana geldiğini sandığım… Niçin bir kere olsun tıklamadın kapımı? Peki geçen kış okul biterken, hatırladın mı? … Okumaya devam et Sevgili Anneciğim

Ş & TT

Güneşten nefret ettiğimi daha önce hiç söylemiş miydim? Ya da sürekli olarak dışarı çıkmak istesem bile bunun sebebinin esen rüzgar olduğunu… Bir öğle vakti, her zaman olduğu gibi yine dışarıdaydım. Güneşin tüm ışınları sanki beni saklandığım yerden çıkarmak istiyor gibiydi. Bense uzanmış olduğum çimenlerin arasında sessizlik içinde sefa sürüyordum. Gece uyumuş olsam da kapanmak için ısrarcı olan gözlerime karşı koymak bir süreden sonra çok zordu.  … Okumaya devam et Ş & TT

Tek Mevsim Güz

Sevgili Gelincik çiçeğim, Nasılsın? Beni hiç sorma gelincik, ne desem sensizlik etmez gibiyim. Yokluğunda 28 kere güneş doğdu 29 kere battı. Neredeyse bir ay oldu, bir mevsim değiştirdik. Bu ayın 27si pazar: Sensizlikten hiçbir şey eksilmedi. Derler ki, bir şehitin düştüğü yerde kırmızı bir gelincik açarmış. Eskiden nereye baksam hayatımda sen vardın ve şimdi hayatımsın gelincik çiçeğim. Sen buradayken sana hiç böyle hitap etmezdim, şimdi … Okumaya devam et Tek Mevsim Güz

Mavisini Yitirmiş Yaşamak

‘Hiç yaşamadan ölenler olacak bir gün.” ve bundan korkmalı insan. Yürüyorum zannedip hiç yürümeden, bir şiiri duyarak okumadan, bir şehre ait olmadan, bir kere dahi mektup yazmadan, zamanı duymadan ölüp gitmekten korkmalı insan. Mavisini Yitirmiş Yaşamak, Ali Çolak’ın 90’ların sonunda yazdığı ama sanki daha dün yazılmış gibi gelip bizi bulan, zamana meydan okuyan kitabı. Kitap okuyucuyla bağ kurmakla kalmıyor, insana neleri özlediğini hatırlatıyor, hayatı yaşamanın … Okumaya devam et Mavisini Yitirmiş Yaşamak

Yaban Çiçeği

Ben bir yaban çiçeğiyim, Dağ başında fırtınalara göğüs geren. Şimşek çaksa, rüzgar esse, Sadece sallanırım. Kök saldım derinlere, Kolay kolay kopmayayım diye. Gün ışığında yandım, Gecenin ayazında kaldım. Yine de dimdik ayaktayım. Dikenlerimle kalpler kırdım, Dikenlerimi kıramadım. Yalnızlığın ortasında açan bir çiçektim, Sadece rüzgar sarıldı bana. Belki de sevilmekti tek derdim… Sarılmak istedim, batırdım kendimi. Toprak anladı beni, Köklerime can verdi sessizce. Yine de söküp … Okumaya devam et Yaban Çiçeği

Aynı Kişi

Aslı neymiş bu işin  Ne uğramışlar nefret ettirmek için Ateş başında yemek yapan Salı pazarındakiyle aynı kişi  Ne çok denemişler korku yaymak için Arabada yağmur damlalarını izleyen O filme duygulanıp ağlayan  Afetlerle bir acıyı paylaşan aynı kişi  Sınırlar, kapılar, kuplar koymuş Zorlaştırmışlar bu işi Yeşilliğe limon sıkanla Akşamları parkta eden aynı kişi Hayalimizde ötekileşmiş diğerleri belli ki Aslında herkesle bir müziğe eşlik eden Cam kavanozları … Okumaya devam et Aynı Kişi

Kaboluşa Meyilli Günlük – 7

Defterin yarısında bile değil, anlatımın sonundayız. Bir ressamın fizyolojik olmayan sonundayız. Kabul edilmiş bir son. Pes edilmiş. Söz verdiğim gibi gittim o kasabaya günlük. Mahcubiyet ve utançla gittim ama pişman olmadım. Kasaba insanları bana kızgınlıklarını hiç belli etmediler. İtiraf etmem gerekirse beni çok çabuk kabul ettiler. Hemen ortalarına oturmadım tabii ki, önce etrafı turladım o gün. Havada nefes almayı zorlaştıran bir nem vardı. Nefes nefese … Okumaya devam et Kaboluşa Meyilli Günlük – 7

Sessiz sedasız

Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yanlızlıktan yiyen kemiren yaralar. İlacı olmayan yaralar – yada çoğu zaman bizim olmadığını sandığımız. Hiç çok yüksek bi ağaçtan düştünüz mü? Dizleriniz, elleriniz yara bere içinde kaldı mı? Acısı hatırınızda mı peki hala? Değildir herhalde – geçmiştir çünkü hem yara hem zaman geçmiştir. Bu biraz basit bir örnek oldu. Peki hiç bütün bir hayatınızı geçirdiğiniz şehire … Okumaya devam et Sessiz sedasız

Dışarıyı İzlerken Benliğini Unutanlar

Yıllar boyunca çabaladığın ama bir süreden sonra vazgeçtiğin kaç tane şey vardı? Sırf umudun yitti diye, ya da canın sıkıldı diye… Mazeretin, mazeret olması için hangi şartlar gerekliydi? Kimse bilmezdi oysa ki. Kendi kurallarımıza göre yazdığımız hayatta bir başımıza savaşırdık. Benliğimizle.  Arkamıza dönüp baktığımızda gördüğümüz o harabe alanı gitgide büyürken tek istediğimiz başarmaktı aslında. Yani gerçeğinde… Ama biz bir hayal dünyasının içinde yaşıyorduk.  Çabalamadan, etrafımızdakilerin … Okumaya devam et Dışarıyı İzlerken Benliğini Unutanlar