Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı.
Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine mi başladın küçük?” dedi hafif alaycı bir sesle.
Kız başını kaldırmadan gülümsedi. “Evet amca. Bugün daha güzel olacaklar.”
Adam omuz silkti. “Bakalım kim alacak bunları.”
Kız cevap vermedi. Fırçasını daha dikkatli hareket ettirdi. Her çizgide bir hayal vardı. Bir plağa uçan kuşlar, diğerine gün batımı, bir başkasına da rengârenk çiçekler çizdi. Onun için bu sadece bir iş değildi; sanki içindeki dünyayı dışarı döküyordu.
Öğlene doğru kalabalık arttı. İnsanlar tezgâhın önünden geçerken kısa bir an duruyor, sonra yollarına devam ediyordu. Bir kadın eline bir plak aldı, inceledi.
“Bunu sen mi yaptın?” diye sordu.
Kız başını salladı. “Evet.”
Kadın hafifçe gülümsedi ama plağı yerine bıraktı. “Güzelmiş,” dedi ve uzaklaştı. Kızın yüzündeki gülümseme bir an soldu, ama hemen toparlandı. İçinden, ‘Belki bir sonraki alır,’ diye geçirdi.
Bir süre sonra yaşlı bir adam tezgâhın önünde durdu. Eline bir plak aldı; üzerinde mor ve turuncunun karıştığı bir gün batımı vardı. Uzun uzun baktı.
“Bunu gerçekten sen mi boyadın?” diye sordu.
Kız bu kez gözlerinin içine bakarak cevap verdi. “Evet, hepsini ben yaptım.”
Adam gülümsedi. “Gökyüzünü güzel hatırlıyorsun.”
Kız biraz şaşırdı. “Hatırlamak zor değil,” dedi. “Yeterince bakarsanız, hep orada.”
Adam hafifçe başını salladı. “Ne kadar?”
Kız çekinerek fiyat söyledi. Adam hiç pazarlık yapmadan parayı uzattı.
“Bir tane daha alacağım,” dedi. “Torunum için.”
Kızın gözleri parladı. “Gerçekten mi?”
“Gerçekten,” dedi adam. “Renklerini unutmasın diye.”
Gün ilerledikçe birkaç kişi daha durup baktı. Hatta bir çocuk annesinin kolunu çekiştirerek,
“Anne, bak ne güzel!” dedi. O an küçük kızın içini tarif edemediği bir sıcaklık kapladı.
Akşamüstü güneş yavaş yavaş inerken tezgâhında hâlâ satılmamış plaklar vardı. Ama artık bu onu eskisi kadar üzmüyordu. Yan tezgâhtaki adam tekrar yaklaştı.
“Fena değilmiş,” dedi bu kez daha yumuşak bir sesle.
Kız gülümsedi. “Daha da güzel olacaklar.”
Güneş tamamen batarken kız eşyalarını topladı. O gün çok zengin olmamıştı. Ama birileri onun çizdiği gökyüzünü evine götürmüştü. Ve o biliyordu ki, ertesi gün yine aynı yere gelip plaklara renk vermeye devam edecekti. Çünkü bazen en küçük eller, dünyayı en çok değiştiren renkleri taşırdı.
