• Kayboluşa Meyilli Günlük – 4

    Kayboluşa Meyilli Günlük – 4

    Zaman geçip gidiyor ve ben camdan trenin geçişini izliyorum. Korktuğumu yeniden fark ettim. Bir gün atölyemde olmamaktan korkuyorum. İnsanlar uğraşları olmadığında insanları takıntı haline getirirmiş; ben insanlardan uzaklaştım ve sanatı takıntı haline getirdim. Sanat bir sözlük haline geldi benim için, tanımadığım bir ülkede kullanmak zorunda olduğum. Korkuyorum bir gün onu kaybetmekten. Özellikle henüz inancım varken… Okumaya devam edin

  • Çiçekli Çöplük Mezarlığı

    Çiçekli Çöplük Mezarlığı

    Bu bugün bulduğum üçüncü ölü kuş. Çok küçük ve güzel. Kanatlarının üstü açık sarı. Yüzünde siyah çizgiler var ve karnındaki tüyler resmen mavi. Avuç içim kadar, insanın yanına yaklaşmaya kıyamayacağı türden. Ama şimdi cansız ve yerde yatıyor. Kuşun güzelliğini görünce daha da sinirleniyorum kedilere. Peçeteyle tutup kaldırdım kaldırımdan. Sardım biraz. Hala sıcak olan kanı elime… Okumaya devam edin

  • Gözlük, Kalem, Kitap ve Öğretmen

    Gözlük, Kalem, Kitap ve Öğretmen

    Kimimiz ayakta, kimimiz oturmuş ve kimimiz de bulduğu en yakın duvara dayanmış dinliyorduk. Bir gözlüğün anlattığı, en acı ağıtlardan daha derine dokunan hikayeyi dinliyorduk. Bir gözlük, evet evet bildiğiniz gözlük. Mavi köşeli çerçeveleri olan. Hani öğretmenlerin taktığından. Heh işte öyle bir gözlük.  Hiç aklıma gelmezdi bir gözlükten hikaye dinleyeceğim. Ama işte ahir zaman mı derseniz… Okumaya devam edin

  • Karanlığın Boğduğu Mavilik

    Karanlığın Boğduğu Mavilik

    Uçsuz bucaksız maviliğin ardında saklanıp duran kuşların gün yüzüne çıkmasını beklerken omzumun üzerine çıkmış olan kedimi kucağıma aldım.Miyavlayıp dururken grimsi tüylerinde parmaklarımı gezdirmek huzur dışında başka bir duygu bırakmıyordu.Bulutlar geriye doğru çekilirken etrafı maviliğin gizlediği koyuluk kapladı. Günlerdir güneşli olan hava birden kararmış ve yerini… bilinmezliğe bırakmıştı.Koyu bulutların taşıdığı o umutsuzluktu bahsettiğim.Kucağımdaki bebeğim bir kere… Okumaya devam edin

  • Narin

    Narin

    Büyümeden büyük dertleri olur Küçük omuzlarında büyük yükler barındırır Küçüklüklerini büyükler yüzünden yaşayamaz Ülkemin çocukları. Küçük hayalleri olur büyük gönüllerinde Yanakları kızarır dillendirdiklerinde Hayalleri zehrolur lakin büyükler yüzünden Mutlu olamaz bir türlü ülkemin çocukları. Küçük parmakları güçsüz Savaşamaz azgın canavarlarla. Küçük çığlıklarını duymayınca büyükler Büyüyemez oldu ülkemin çocukları… Hpqwkon Okumaya devam edin

  • Mısırlı Bir Tesbih Tanesinde

    Mısırlı Bir Tesbih Tanesinde

    Doğduğum büyüdüğüm yerlerden uzaklaştığımdan beri, Döner kendi içime, sessizce sorardım: “Nerede bulur ruhum asıl yuvasını?” Bir ömrü geçireceğim yeri seçebilseydim, Hangi diyarda, hangi köşede bulurdum o aradığım huzuru? Uzun süre bulamadım bu soruya bir cevap. Ta ki bu gece, teheccüd sonrası, Tesbihimin taneleri arasından kayarken ellerim “La ilahe illallah” diye inleyen bir tanede, Yaşamak istediğimi… Okumaya devam edin

  • Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi

    Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…

  • Sandukça; Tohum

    Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım  Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…

  • Sana Şiir Yazmayacaktım

    sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…

  • Bre Hasan!

    Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…

  • Plakların İçindeki Renkler

    Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…

  • Yağmur

    Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…