• Rüzgar

    Rüzgar

    Siz de tanıyorsunuz onu. Önünüzde şu an, burnunuzun dibinde, içinde, dışında, parmaklarınızın altında, saçlarınızın üstünden geçti, gömleğiniz havalandı. Ve içinize hapsedildi bir nefeste, saliseler sonra yeniden dışarı çıkmak için. Okumaya devam edin

  • Ah Biz Böyle Olmasaydık

    Ah Biz Böyle Olmasaydık

    Sevgili anneciğim, Ne oldu bize böyle Bizi böyle ayıranAramıza giren bu dünyalar Sana beni unutturan Beni sevmemenin sebebi neydiBir akşam üstü o çocuğu çok sevdim diye mi Ben de bir çocuktum anne Bana sevmeyi sen öğretmiştin anne Beni sevmeyi nasıl unutursun? Yoksa senin içten içe hayatını affedemeyişin miydi bizi bu hale düşüren Kendini hiçbir zaman… Okumaya devam edin

  • Ölümlü Güneş

    Ölümlü Güneş

    Yaz yağmurunun ardından Yüz güldüren ölümlü güneş Ağustosun bir ömürlük böcekleri Sersemliğin, uykusuzluğun zamanı Gölgen bile gelmiyor arkandan Takvim yapraklarını eriten güneş Hayali bir karpuz kokusu burnumda Sıcaktan suya atlıyor kuru yapraklar Ölümlü bir huzur bahçede süren Geldi mi bir sabah çıkan rüzgar Peşinden getirdiği kara bulutlar Dansa kalkıyor yerdeki yapraklar Kapıları camları kapatın Hüzün… Okumaya devam edin

  • Kendine Yazar

    Kendine Yazar

    Her şey internette önüne çıkan kalitesiz bir hikayeyi okumasıyla başlamıştı. “Buna da hikaye mi denir?” diye içinden geçirmişti sonra lise edebiyat hocasının -hani herkesin hayatında bir edebiyat hocası olur ya- sözü aklına gelmişti: Yapılan bir işi beğenmiyor musunuz? Oturun ve daha iyisini yapın ama kendi başınıza yapmayı denemeden önce sakın ha söylenmeye ve kusur bulmaya… Okumaya devam edin

  • Kayboluşa Meyilli Günlük – 1

    Kayboluşa Meyilli Günlük – 1

    O felaketten sonra diye başlamak istiyorum. Felaketin ne olduğunu söylemeyeceğim. Olur da gelecekte günlüğümü bulurlarsa araştırıp öğrenebilirler, çünkü bir ben yaşamadım ve gizli saklı değildi. Yine de bu kalemi elime derin ve karanlık günleri yazmak için almadım. Dediğim gibi, isteyen açıp bakabilir. Gözü olan görebilir ve araştıran bulur. Çok uzakta değil, burnunun dibinde bulur. O… Okumaya devam edin

  • Bahtımızın Döndüğü Gün ve Bir Resim

    Bahtımızın Döndüğü Gün ve Bir Resim

    Muhteşem Süleyman 1529’da Birinci Viyana Kuşatmasını yaptığında Avrupa; özellikle Hıristiyan merkezli ülke ve halklar çok korkmuştu. Gerçi bütün Avrupa’ya hakim olan Roma, Vatikan’daki Katolik Papa’nın; ülkelere, Kayserlere, krallara ve halka hükmetme ve her şeyi yönetme gücü; Reform ve Rönesans hareketleriyle ağır ağır sarsılmaktaydı. Katolik Kilisesi, halkın ve idarecilerin üzerindeydi ve çok ağır bir yozlaşma, yobazlık… Okumaya devam edin

  • Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi

    Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…

  • Sandukça; Tohum

    Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım  Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…

  • Sana Şiir Yazmayacaktım

    sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…

  • Bre Hasan!

    Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…

  • Plakların İçindeki Renkler

    Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…

  • Yağmur

    Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…