-

Mutlu Ol Lotte
İlk ve son kez böyle konuşacağım, yazacağım yani. Aylarımı saran o karabasandan kurtulmam lazım. Üzgünüm Lotte, ama aşk öyle toz pembe değilmiş. En azından bir aşka üçüncü kişi olarak dahil olmaya çalışan benim gibiler için… Şimdi bu mektubun seni üzmesine izin vermeyeceğine söz ver. Eğer içinde küçük bir tereddüt bile varsa, lütfen hemen kağıtları yırt… Okumaya devam edin
-

Acı Tatlı Bir Sos
ben şehirden dağlara kaçmadım hiçorada bir yerde köyüm de olmadıdedemin bir bağı vardı imamlık görevini yaptığıgidilirdi bazı yaz akşamları ki yılda iki gece eder buoturma odasında iki duvara monte edilmiş tahta sedirlerpencereden uzandığında dalından ağzına düşen dutlardaha fazlası yoktu.dutlar ve dedem ve Allah ve namaz ve küçücük bir mutfak sonra gidişler, hastalıktan nefessiz kalmalargidişi dedemin… Okumaya devam edin
-

Geçti
Bir öğleden sonrası Damlalar raylara damlarken eğikti boynu Parke taşlarının şekliyle oyalanıyordu Sesi vardı trenin, lakin kendisi yoktu Titriyordu raylar Çalılara düşerken damlalar Parkelerin üstünde duran sayfalara baktı Parçalanmıştı kağıtlar Eski mektuplarını hatırladı Bir adım attı raylara yönelip Yağmur süratle ıslattı Direndi gözlerini açık tutup Uzaktaki sivri çatılara baktı. Kıvranıyordu rüzgar sesini duyurmak için Kulağına… Okumaya devam edin
-

Sonra Kayboldu Müslüme Abla
“Ay yok ya, iyiyim ben.” “Emin misin Müslüme Abla, evde değilmişsin gibi açmıyorsun perdeleri? Geçen manava giderken geçtim camın önünden, güneşlikler kapalıydı hep.” “Temizlik yapıyordum o gün, kurusun diye taktım perdeleri.” “E kendin mi taktın yoksa? Söyleseydin ben oğlanı gönderirdim, beline dikkat edecektin hani ameliyattan sonra?” “Bir şey olmadı canım. Hem pazar pazar işi vardır… Okumaya devam edin
-

Kefaret
Seni unuttum diye kızdın bana dimi? Ama ne yapayım, işim başımdan aşkın, öyle olunca da aklım hep birkaç karış havada. Seni de gömleğimin cebinde unutuvermişim… Şimdi soracaksın, benim orada ne işim vardı, diye. Hani sen bir gün beni sevmekten vazgeçtin ya, işte o gün sen resmin oldun. Seni resminden sevmeye başladım, daha doğrusu; senin yerine… Okumaya devam edin
-

İntikam Ateşi
Bedenimde yanıp sönen ışıklar… Kafamda çalıp duran ninniler… Hangisine tutunacağıma karar veremezken aşağıya salınan ip tüm dikkatimi dağıtmıştı. “Elysa! Gitmemiz lazım.” İçine sığındığımız binanın üzerinde gezinen helikopterlerin sesi her şeyi bastırmaya yeterken girdiğim transtan çıkmak düşündüğümden daha zordu. Kolumdaki çipi kontrol edip gösterilen çıkışa ilerlerken yapacaklarımdan emin değildim. “Bundan emin misin?” diyen arkadaşımın uzattığı bıçağı… Okumaya devam edin
-
Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi
Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…
-
Sandukça; Tohum
Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…
-
Sana Şiir Yazmayacaktım
sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…
-
Bre Hasan!
Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…
-
Plakların İçindeki Renkler
Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…
-
Yağmur
Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…
