• Büyülü El – 1

    Büyülü El – 1

    “Her gün geliyor musun peki buraya?” Saklandığım ağacın arkasına daha da sinirken ayağa kalkıp bana dönen mavi gözlerine bakmıştım. “Sadece seni gördüğümde geliyorum. Yoksa burası çok sıkıcı.” Kapılar açıldı ve pembe gökyüzü sarıya boyandı.  “O zaman burada yaşamıyor musun?” “Benim bir evim yok.”derken üzgün değildi. Ama annem bana evi olmayan insanların üzgün olacağını söylemişti. Yalan… Okumaya devam edin

  • Tek Başına 46 Yaşında

    Tek Başına 46 Yaşında

    Bugün doğum günüydü. 46 yıl önce ilk defa gözlerini açmıştı Leyla. Özel bir gün müydü, tartışılır. Ama ilk kez annesini görmüştü, bu özel bir şeydi. İlk kez üşümüştü. İlk kez ağlamıştı. Tam 46 yıl önce bugün. Kuru yapraklarla örtülü sokakta elleri ceplerinde yürüyerek kafeye girdi. Cam kenarındaki bir masaya oturup çikolatalı pasta ve limonata sipariş… Okumaya devam edin

  • Eksik Bir Son

    Eksik Bir Son

    “Geldim işte… Anlat, dinliyorum” Bir rüzgar esip üzerimizdeki ağacın çiçeklerini kopardı. Tazecik çiçekler dallarından kopup ortalığa dağıldı. Bu görüntü bana nedense çok hüzünlü geldi. Daha yeni açmışlardı, kim bilir ne umutları vardı… Şimdi rüzgarın biri gelmiş onları dallarından koparıp savurmuştu. Hem de her birini ayrı bir köşeye…  “Sen de fark ettin mi çiçekleri?” “Evet, nasıl… Okumaya devam edin

  • Saatler Ve Pilleri

    Saatler Ve Pilleri

    Zamanı durdurmak için yapmam gerekseydi, hiç şüpheniz olmasın beyefendi, evimdeki tüm saatlerin pillerini çıkarırdım. Sonra da günde iki kez doğruyu göstermelerini beklerdim. Eğer mümkün olsaydı, eğer zamanı durdurabilecek olsaydım, emin olun bunu da yapardım. Hatta tüm perdeleri sıkı sıkı çekip kendimi de eve hapsederdim de günün doğup batması günleri benden çalamazdı. Bu da elalem denen… Okumaya devam edin

  • Sarsıntı

    Sarsıntı

    Tamam şimdi burası senin yatağın. Burası tuvalet. Böyle açılıyor sonra üstüne oturuyorsun.  Ding dong. Aa zil çaldı kim gelmiş olabilir ki? Tak tak. Tamam geldim geldim! Buyrun siz kimsiniz. Ben komşunuzum. Size yemek getirdim. Lahmacununuz çok güzel olmuştu. Aaa teşekkürler. Ee görüşürüz.  Kapıyı kapatalım. Şimdi işe gideceğiz üstümüzü değiştirelim. Etek nerde? Buldum, eteği giyelim. Ceketi… Okumaya devam edin

  • Sürgündeki Günler – 2

    Sürgündeki Günler – 2

    Gözlerimi dikmiş olduğum duvardan çekmek geçen her saniyede zorlaşırken kafamda çizmiş olduğum soy ağacımız işleri daha da zorlaştırmıştı. Ben Prens Eric Marschald, ikiz kardeşim Prenses Elenior ile sözde işlediğimiz kraliyete karşı suçtan ötürü yerini dahi bilmediğimiz bir kalede tutsak tutuluyorduk. Hoş, buradaki herkes prens olmamdan dolayı istediğim her şeyi yerine getirmekle yükümlü olsalar da ellerimin… Okumaya devam edin

  • Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi

    Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…

  • Sandukça; Tohum

    Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım  Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…

  • Sana Şiir Yazmayacaktım

    sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…

  • Bre Hasan!

    Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…

  • Plakların İçindeki Renkler

    Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…

  • Yağmur

    Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…