Saatler Ve Pilleri

Zamanı durdurmak için yapmam gerekseydi, hiç şüpheniz olmasın beyefendi, evimdeki tüm saatlerin pillerini çıkarırdım. Sonra da günde iki kez doğruyu göstermelerini beklerdim. Eğer mümkün olsaydı, eğer zamanı durdurabilecek olsaydım, emin olun bunu da yapardım. Hatta tüm perdeleri sıkı sıkı çekip kendimi de eve hapsederdim de günün doğup batması günleri benden çalamazdı. Bu da elalem denen o meşhur grupla aramızda zaten evvelden beri bozuk olan muhabbetin … Okumaya devam et Saatler Ve Pilleri

Sarsıntı

Tamam şimdi burası senin yatağın. Burası tuvalet. Böyle açılıyor sonra üstüne oturuyorsun.  Ding dong. Aa zil çaldı kim gelmiş olabilir ki? Tak tak. Tamam geldim geldim! Buyrun siz kimsiniz. Ben komşunuzum. Size yemek getirdim. Lahmacununuz çok güzel olmuştu. Aaa teşekkürler. Ee görüşürüz.  Kapıyı kapatalım. Şimdi işe gideceğiz üstümüzü değiştirelim. Etek nerde? Buldum, eteği giyelim. Ceketi de giyelim. Önü kapanmıyor ama olsun zaten hava sıcak. Çantamızı … Okumaya devam et Sarsıntı

Sürgündeki Günler – 2

Gözlerimi dikmiş olduğum duvardan çekmek geçen her saniyede zorlaşırken kafamda çizmiş olduğum soy ağacımız işleri daha da zorlaştırmıştı. Ben Prens Eric Marschald, ikiz kardeşim Prenses Elenior ile sözde işlediğimiz kraliyete karşı suçtan ötürü yerini dahi bilmediğimiz bir kalede tutsak tutuluyorduk. Hoş, buradaki herkes prens olmamdan dolayı istediğim her şeyi yerine getirmekle yükümlü olsalar da ellerimin bağlı olması geri kalan şeyleri silebiliyordu. Kral Zack Marschald… Babam… … Okumaya devam et Sürgündeki Günler – 2

Hayattan Kısa Bir Kesit

Küçük kızın gülücük sesleri hala kulaklarımda yankılanıyordu. Bugün yürüyüşe çıktığımda oyun alanının yanından geçerken görmüştüm onu. Dört veya beş yaşlarındaydı, uzun sarı saçları rüzgarla uçuşuyor, babası onu yukarı atıp tuttukça gülüşü bütün parkı renklendiriyordu. Güneşin yavaş yavaş battığı sakin bir ikindi vaktiydi. Durup babası ile kızı uzaktan izledim biraz. Babası küçük kızının artık yorulup eve dönmek istediğini söyleyene kadar onunla oynadı. Sonra da el ele … Okumaya devam et Hayattan Kısa Bir Kesit

Sessiz Çığlık: İçsel Arayıştaki Yalnız Yürüyüş

Sol göğsümün hemen altında yer alan armayı parmak uçlarım okşarken yüzümde yer alması gereken bir gülümseme yoktu. Bulunduğum odada yalnız başıma geçirdiğim 19. dakikaya girerken pencereden gelen dalga sesleriyle başımı o tarafa çevirdim. Yıllarca çalışmam ve ardından gelen başarıların beni bu ana bağlaması gerekiyorken ben kendimi bu manzaraya ait hissetmiyordum. Neden bilmiyordum ama içimde çığlık atıp herkese sarılmak için var olan bölüm ölü gibiydi.  Adım … Okumaya devam et Sessiz Çığlık: İçsel Arayıştaki Yalnız Yürüyüş

Umut Hala Var Mıydı?

Ağlamak insanı ne zamandan beri rahatlatıyordu? Dudaklarıma sürdüğüm nemlendiriciyi, parmaklarımla taşan yerleri temizledikten sonra aynadaki yansımama baktım. Karşımda duran kişi ne zamandan beri bana bu kadar yabancı bakar olmuştu? Gözlerindeki karanlık ve yüzüne oturmuş belirsizlikle o kadar umutsuz duruyor ki… Bu durum beni dahi korkutuyordu. Parmak uçlarım dudaklarımdan kayıp aynadaki bana dokunduğunda dudaklarımın arasından belirsiz bir hıçkırık firar etti. Ağlarsam bu mutsuzluk kaybolur muydu acaba? … Okumaya devam et Umut Hala Var Mıydı?

Kimden Kaçıyordu?

Kimden kaçıyordu? Bilen yok.  Neyden kaçıyordu? Bilen yok. Kendimi bildim bileli kaçıyordu. Nereli olduğunu bırak ismini bile bilmiyorduk. Kıyafetleri hep tozlu, heybesi boş olurdu. Göz göze gelmekten korktuğundan olacak hep yere bakardı, tek kelime ettiğini duyan yoktu. Köyün dışında, dağlarda yaşardı; ayda bir kez çarşıya gelir sonra yine ortadan kaybolurdu. Çocukken sokaklarda oyun oynarken önümden sessizce geçip gidişini izlerken içimde bi şeylerin kıpırdadığını hissederdim. Oyunumu … Okumaya devam et Kimden Kaçıyordu?

Tekrar Yıkılana Kadar

Bir el uzandı ve kar küresini salladı. Hayaller ve hayatlar birbirine karıştı. Her şey sallanırken ve tekrar durulurken camların dışından bir çift göz hepsini izledi. Renkler birbiri ardınca önce bulanıp sonra da duruldular.  Sonra aradan zaman geçti ve kürenin içinde yeniden yeni bir hayat başladı. Havada savrulup duran o kar taneleri, hayatların üzerine yavaşça indiler. Ve onlar inerken, küredekiler bir sonraki sallantıya kadar dayanacak bir … Okumaya devam et Tekrar Yıkılana Kadar

Madonna İle Akşam Çayı

“Bir cümleyle beni ne hale getirdiğinizin farkında mısınız?”  Beni tepki vermeden dinliyordu. Zihnimde karanlık bir odadaydık. Uzun bir masanın iki köşesine oturmuştuk. Ona hesap soran bendim. Tavrım onu şaşırtmıyordu, hatta bu çıkışıma kendim şaşırmıştım. Kitabın içine elime geçen ilk peçeteyi sıkıştırıp masanın üstüne bıraktım.  “Birkaç yıl geriye gittiğimi itiraf etmek zorundayım. Hatta üzerine biraz daha düşününce geriye gitmediğimi, aksine yıllardır aynı noktada aynı kelimeleri sayıkladığımı … Okumaya devam et Madonna İle Akşam Çayı

Sanki Öyle Gibi

Kapıyı yavaşça kapatıp çıktı. Sanki hiç yaşanmamış gibi. Eğilip bağcıklarını bağladı. Yıllardır aynı kelebek şeklini veriyordu bağcıklarına, yine aynısını yaptı. Parmaklarıyla ipleri döndürüp düğüm atarken onu kapının öbür tarafına, kapının arkasına bağlayan ipleri ve boğazındaki düğümü düşünmedi. Sanki hiç yaşanmamış gibi.  Bir kaç adım attı, asansörün kırmızı düğmesine bastı. Beklemeye başladı. Üst katlardan birinde bir kapı açıldı, alt katlardan birinde bir kapı kapandı ve iki … Okumaya devam et Sanki Öyle Gibi