Fırından yeni çıkardığım yanmış keke bakarken sorular kafamın içinde dönmeye başlamıştı. Ne zaman doğum günümüzde büyümeyi bırakıp yaşlanıyoruz? Ham mıyım, piştim mi, yandım mı? Sırf gözümü 32 yıl önce bugün açtım diye pasta yapmak zorunda mıyım? Ben niye kendi doğum günü pastamı kendim yapıyorum? Kendime sürpriz bir kutlama da mı ayarlasaydım? Hayatım elimden kayıp gidiyordu, ben ne yapıyordum?
Ben ne yapıyordum?
Kekin üstü için hazırladığım kremayı dolaptan çıkardım. Önümdeki yanmış kek ve bembeyaz krema fazlasıyla zıt görünüyordu. Kekin hala yenilebilir kısımlarını kaşıkla alıp kremanın içine attım. Kremalı kek yapamıyorsam, ben de kekli krema yapardım! Kafamın içindeki soruları yanık kokan mutfakta bırakıp salona geçtim. Koltuğa uzanıp kremayı kaşıklamaya başladım.
Televizyona göz atıp kafamı dağıtmak istedim ama kumandaya uzanamadım, yerimden kalkmaya da niyetim yoktu. Tam telefonumun yakında olmasına seviniyordum ki, onun da şarjının bittiğini gördüm. Kendi kendimle baş başa kalmıştım işte! Benim sevgili iç sesim, kim bilir yine nerelere götürecekti beni.
Kremanın içinde dağılmış keke bakarken aklıma keki nasıl pişirdiğim geldi.
Unu, sütü, şekeri doğru ayarda koymasam kek, kek olur muydu? Malzemelerin doğru karışması için de tüm gücümle çırpmam gerekmişti. Hatta yorulmuştum. Sonra doğru kek kalıbını bulmam ve fırını doğru ısıya getirmem gerekmişti.
Her şeyi yapınca geriye son bir nokta kalıyor; keki zamanında fırından çıkarmak. Ben işte burada takılmıştım.
Başka işlere dalıp keki unutmuş sonra da yakmıştım. Keşke, daldığım işlerin bana bi yararı olsaydı. Yoktu. Sadece o yarım saati boşa harcamakla kalmamıştım, kekin içini hazırlarken geçen zamanım da boşa gitmişti. Ve şimdi beni bekleyen temizlenmesi gereken bir kek kalıbı vardı. Gereksiz işlere dalmak bunca zamanıma mal olmuştu.
Kekli kremamdan bir kaşık daha aldım. En azından tadı güzeldi.
İç sesim bana kekin hayatıma benzediğini anlatmaya başladı:
“Hayatında her şeyi dengeli yaşamalısın, malzemeleri doğru oranda koymalısın yani. Dikkat et, eşit değil dengeli dedim! Sonra gayret göstermelisin, gökten yağmur ve kardan başka bir şey yağmıyor ve gayret göstermesi gereken kişi bizzat sensin. Ve gayret göstermek seni yoracak. Yolda yorulmazsan nereye vardığının önemi kalmaz da ondan. Sonra doğru çizgileri, kalıpları bulman lazım. Bir şairi mühendis kalıbına sokamazsın. Bir balıktan uçmasını bekleyemezsin. Sonra etrafını doğru şekillendirmen lazım. Üzüm üzüme baka baka kararır diye boşuna dememişler, hangi üzüme baktığına dikkat et!
Ve geldik senin afalladığın noktaya: zamana dikkat et. Zaman akıp geçiyor, zamana değer veren o akarken ne yaptığın. Zamanını neye kullandığına dikkat et.”
İçimdeki o olur olmaz yerde konuşan ses mantıklı konuşuyordu. Ben iç sesimin yalancısıyım ama hayatımın kek pişirmekten çok da bi farkı yoktu sanırım.
Bir kaşık daha krema yerken kendim için bir doğum günü şarkısı mırıldanmaya başladım.
