sana şiir yazmayacaktım
oturup kalbimi parçaladım
kalın portakal kabuklarına yaptığım gibi
güneş battıktan sonra
ve diş macunundan sonra yediğimiz
sana şiir yazmayacaktım
alışır acı tadına ağzım
tıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelere
hepsi gülemediğim koca bir şaka
bunu bir hücre biliyor sadece
içimde unutulmuş herhangi bir köşede
başka neyi unuttum biliyor musun
sana şiir yazmayacaktım
kendini şiir sanmasın diye bu alçak yazı
büyük harfleri unuttum diğer sayfada
onlarsız yazmayı sevmem aslında
okusaydın fark ederdin
unuttuklarımı koy üst üste
bir çöp yığını gibi
afrikanın denizi olan bir ülkesinde
çocukların üstünde yuvarlandığı
büyük lastikler içinde boy verdiği
afrikaya gitmedin sen
bendeki bu çöpü de görmedin
sana şiir yazmayacaktım
çünkü senin yanlışın değil hiç biri
pirinci suyun içinde ben unuttum
ben unuttum ettiğim vaatleri
kabusun ne olduğunu ben unuttum
ve daha nicelerini
altta kaldım canım çıktı
canın sahibini unuttum
oturdum kalbimi parçaladım
bilerek oldu
ama neden bu kadar hızlı oldu anlamadım
evini bu süratle yıkandan
şifacı olmasını nasıl bekler insan
sana şiir yazmayacaktım
madem bu noktaya geldik
sonunu getirmeden gidersem
giden ve giden tek kişi ben olurum
asıl giden bendim bunu da unuttum
denizi görmek için artık
kaldırıp atması gerek bir naimin
beni kumlara gömen bu tepeyi
ve benim çıkmam gerek toprağın içinden
ne zaman açacak güneş
ne zaman geri adım atacak kalbim
ucuna yuvarlandığı uçurumun tepesinden
görecek mi şiirler seni
ler dedim fark ettiysen
lütfen terk etme tepeyi
dikenli çiçekler yüzünden
