• Merdivenler

    Merdivenler

    Aşağı iniyorum dairenin demir kapısını ardımdan çekip. Asansöre binemiyorum, boğuyor beni asansörler. Tozlanmış gri mermer merdivenlerden inerken hep yaptığım şeyi yapıp adımlarımı sayıyorum. Bir alt kattayım. Her katta tek daire var. Merdiven boşlukları minicik. Bu katı özellikle sevmiyorum çünkü her seferinde burada yavaşlıyorum. Alt komşumuzun kapısının önündeki ayakkabı pazarını aşmam gerekiyor. Her seferinde içeriden sesler… Okumaya devam edin

  • Bulutların Başladığı Yerde

    Bulutların Başladığı Yerde

    Bu bir rüya, gördüğümde gözlerim kapalı mıydı bilmiyorum.Bu bir masal, uyumadan önce mi dinledim bilmiyorum. Mavi gökyüzüyle yeşil çimenlerin arasında bir yerlerde karşılaşmışız. Bilmediği şehirde yol soran iki kayıpmışız. Biri hayallerini düşürdüğü köşeyi, diğeri kaçacak bir kuytu arayan iki yabancıymışız. Sanki sen buralardanmışsın gibi ben sana yolumu sormuşum. Bilmiyorum, demişsin. Senin sorduğun adresi de ben… Okumaya devam edin

  • Gürültü Koptu

    Gürültü Koptu

    Arkasından bir gürültü koptu. İçi parçalandı ama dönüp bakmadı. Korktu arkasına dönmeye. Son bakıştan korktu belki de. Korkuları kovaladı onu, var gücüyle koştu. Korkuları onu karanlık ormanlara kadar takip etti.  Durdu ve gözünü kapattı. Bulutları görmek için gökyüzüne baktı. Yapraklar engelliyordu görüşünü. Bulutlara ulaşamayan gözlerini kapattı ve hep yaptığı şeyi hep yaptığı şekilde yaptı. Gerçeklikten… Okumaya devam edin

  • Seni Gördüğüm An

    Seni Gördüğüm An

    Seni gördüğüm an umutla dolmuştu sisli duvarlarım… İlk defa yalnızlığı ben o an hissetmiştim. Etrafımda onca insan varken onların arasında kaybolmuştum sanki. Ufacık kalmıştım, ellerim titremişti. O kadar utanmıştım ki o an ya da korkmuştum. Ama bu iki duyguyu bile ayırt edememiştim. Gözlerim tanıdık birisini arıyordu ama biliyordum kimseyi bulamayacaktım. Çünkü orası yeni bir yerdi… Okumaya devam edin

  • Gerçeklerin Zehri

    Gerçeklerin Zehri

    Örümceğin tuzağındaki mutluluk cezbedince yüreğini İsteyerek saplanırsın ağına, ölüme gülümseyerek. Her gece küçük küçük beslenip, Bitirmek isteyeceğini bile bile ruhunu. Sorun değildir lakin senin için Mutluluk ayini için adanmış Bir kurban gibidir ruhunun çekilişi. Küf tutmuş yüreğinin arınışı ise Sabunla akıp gitmesi gibidir kirinin. Mutluluğun çekirdeğine yaklaşırsın böylece Yol boyunca yıkanmak gibi sevinç ırmaklarında. Gerçeklerin… Okumaya devam edin

  • Verilen Ama Tutulamayan Sözler

    Verilen Ama Tutulamayan Sözler

    Bırakıp gitmiş miydi ardından onu umutla bekleyen düşlerini? Yaşananların ağırlığından kaçmak bu kadar kolay mı gelmişti gözüne? Kalbimdeki rahatsızlığa kulak vermek istemezcesine, sesimi duyurmaya çalışırken neden gitmiştin ki? Oysa dememiş miydin bunları beraber aşacağız diye? Yaşayamadığım çocukluğum için bana pamuk şeker alırken, serçe parmağını uzatmıştın bana. ”Söz veriyorum.” demiştin.  “Söz veriyorum yaşayamadıkları yaşatacağım sana.” Hepsi… Okumaya devam edin

  • Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi

    Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…

  • Sandukça; Tohum

    Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım  Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…

  • Sana Şiir Yazmayacaktım

    sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…

  • Bre Hasan!

    Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…

  • Plakların İçindeki Renkler

    Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…

  • Yağmur

    Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…