-

Keki Yakmak
Fırından yeni çıkardığım yanmış keke bakarken sorular kafamın içinde dönmeye başlamıştı. Ne zaman doğum günümüzde büyümeyi bırakıp yaşlanıyoruz? Ham mıyım, piştim mi, yandım mı? Sırf gözümü 32 yıl önce bugün açtım diye pasta yapmak zorunda mıyım? Ben niye kendi doğum günü pastamı kendim yapıyorum? Kendime sürpriz bir kutlama da mı ayarlasaydım? Hayatım elimden kayıp gidiyordu,… Okumaya devam edin
-

Sonbaharım Gibisin
Camdan dışarı bakıyorum ne kadar güzel bir gün var dışarıda. Bir sonbahar günü süslüyor bu güneşli günü adeta. Ağaçlardan dökülen yapraklar rüzgarla dans ediyorlar yere düşene kadar. Derin bir nefes alıyorum, ne tatlı bir hava. Az ileride ağaçların arasında bir göl var ki, ağaçların güzelliğini kıskanıyor sanki. Üzerine baktıkça bir de onun yansımasından izliyorum bu… Okumaya devam edin
-

Acemborusu
“İçeriyi biraz havalandırayım hemen geliyorum.” Çalışma odasının kapısı cereyanla çarpmasın diye kapıyı tutan tahtayı altına sıkıştırdım. Daktilo seslerinin eksik olmadığı ortamdan ayrıldım ve merdivenlere yöneldim. Bugün pazartesiydi. Her zamankinden yoğun bir iş günü başlamıştı. Hafta sonu aynı kışın olduğu gibi uykuya dalan şehir, pazartesi yeniden ayağa kalkıyordu. Baharın gelmesiyle ve pencerelerden içeri sızan güneşin kemiklerimizi… Okumaya devam edin
-

Çiçekler İçinde Frida
Kapının arkasından kendi hakkında konuşanları duydu; “Neredeyse ölüyordu. Yürüyebilecek mi? Şimdi ne yapacak?” İnsan hayatını kendi kalemiyle çizmek isterdi. Hayata bunun gibi davetsiz dalan olaylar insanın ayakta durmasını zorlaştırıyordu. Kelimenin tam anlamıyla. Son kazadan sonra ayakta duracak ne imkanı, ne ümidi vardı. Yatağından boyası dökülmeye başlayan tavanını izlemek yeni bir alışkanlık haline gelmişti. Bir yol… Okumaya devam edin
-

Karşımdaki Yabancı
Botlarımın yerle buluşup çıkardığı garip ses, gecenin bu vaktinde yankılanıyordu. Yağmakta olan karın havayı yumuşatması gerekirken öylesine üşüyordum ki birazdan buz kesebilirdim. Başıma geçirmemekte ısrar ettiğim şapkam parmaklarım arasında ezilirken caddenin köşesindeki binanın kapısı hızlı açıldı. İçerden çıkan kişi paltosunu düzeltip atkısını boynuna doladığında adımlarını yürüdüğüm yola çevirmişti. Omuzlarımla başımı sıkıştırmış bir halde burnumu çekerken… Okumaya devam edin
-

Soğuk Bank
Yazıyorum yine boş kağıtlara kendimiBoşluğa düşüyorum tutsun istiyorum birisiNe tutan var elimden ne soran halimiSorsa da anlamaz ki halimdenNereden bilsin beni Oturuyorum soğuk bankta Üşümüyorum aslında İçimdeki soğukluk olmasaBakıyorum aynaya görüyorum kendimiAcaba gören olur mu halimi, benim gibi Yürüyorum yürüyorum yürüyorumVarabilir miyim diye bir yereOtur sen soğuk banktaGidemezsin hiçbir yere Ayşegül Deniz – Soğuk Bank Okumaya devam edin
-
Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi
Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…
-
Sandukça; Tohum
Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…
-
Sana Şiir Yazmayacaktım
sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…
-
Bre Hasan!
Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…
-
Plakların İçindeki Renkler
Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…
-
Yağmur
Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…
