-

Defineciler
“Alo, bu sefer bulduk diyorum Albert sana! Manavın arkasında var ya dört katlı bir bina, oraya boyacı arıyorlarmış. Ben de gittim konuştum kapıcıyla, iki kişiyiz dedim anlaştım, tecrübemiz var dedim, iyi demiş miyim?” “Ne bileyim abi iyi demiş misin, hem nerden belli bu sefer defineyi tutturduğumuz? Nerden duydun? Geçen sefer de boşuna uğraştık.” “Bu sefer… Okumaya devam edin
-

Biz Göçmen Kuşlarız
Biz göçmen kuşlarız, demişti büyük kuşlardan biri. “Kış gelmeye başladığında sıcak ülkelere uçarız. Denizleri, dağları, kayalıkları ve vadileri aşarız. Baharı yaşayabileceğimiz yabancı ve uzak bir yerler bulmamız gerekir. Biz istesek de istemesek de bu böyledir. Bu senin ilk göçün olacak, hadi git ve güzelce uyu. Yarın sabaha kanatların hazır olmalı.” Yavru kuş önce anlayamadı neler… Okumaya devam edin
-

Kabustan Uyanmak – 1
Ayaklarımı hareket ettirmeme engel olan ağaç dallarından kurtarmaya çalışırken çığlık atmak için yırttığım boğazıma yapraklar tıkanmıştı. Korku buram buram kokarken saç diplerimden alnıma oradan da boynuma doğru yol çizmiş ter damlacıkları uyandığımda gerçek olan tek şey olacaktı. Ama bunun farkına varabilmem için ilk önce uyanmayı başarmam gerekliydi. Hiç daha önce kabuslarınızda kendinizi kontrol etmeyi denediniz… Okumaya devam edin
-

Durduk Yere
Yağmurlara alışmıştım aslında.Durduk yere,Nerden doğdu bu güneş.Isınacak şimdi içim.Yanıp kavrulacağım ışığıyla.Hiç batmayacakmış gibiBağlanacağım sıcaklığına… Nasıldı güneşli günler?Unuttum.Nasıl yapılıyordu uçurtma?Nasıl koşuluyordu ki kırlarda?Hatırlamıyorum.Nasıl mutlu olunuyordu ki… Kapasam mı gözlerimi?Dönsem sırtımı güneşe.Kara bulutlara haber salsam.Ðönebilirmiyim ki karanlığımaKör olmadan bir an önce… hpwkon – Kör Olmadan Okumaya devam edin
-

Korkmuyorum
Ölmekten korkmuyorum, Sadece yaşamam gereken şeyleri yaşamadan ölmekten korkuyorum yada yaşamamam gereken şeyleri yaşayıp ölmekten. Birde öldüğüm zaman evcil hayvanlarıma sahip çıkılmamasından korkuyorum. Öldüğümde unutulmaktan korkuyorum, mezarıma kimsenin gelmemesinden korkuyorum, mezarıma güzel çiçeklerin dikilmemesinden korkuyorum, ama biliyorum ki zamanı geldiğinde unutulacağım, mezarıma gelen kişiler yavaş yavaş azalacak, mezarıma dikilen çiçekler zamanla solup gidecek. Sonra tekrar… Okumaya devam edin
-

Sürur*
Hani sen bana bir gün,Mutlu olduğunu söylemiştin de Çiçekler açmıştı yüzümde Fırtınalar dinmişti o gün. İşte o zaman içimde,Bir çocuk kaybettiği oyuncağını buldu.İki tren doğru peronda durdu. Hani sen bana bir gün,Hayatın iyi gittiğini söylemiştin deÜşüyen alevler sönmüştü içimdeYıldızlar gülmüştü o gün. İşte o zaman içimde,Bir keman kaçırdığı notayı buldu.İki çift göz aynı anda durdu. Hani sen… Okumaya devam edin
-
Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi
Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…
-
Sandukça; Tohum
Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…
-
Sana Şiir Yazmayacaktım
sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…
-
Bre Hasan!
Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…
-
Plakların İçindeki Renkler
Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…
-
Yağmur
Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…
